10 Şubat 2008 Pazar /

DOĞUMUN BELİRTİLERİ

DOĞUMUN BELİRTİLERİ
Nişan geldiğinde hemen hastaneye gitmek gerekmez. Bu doğumun çok yaklaştığını bugün yarın doğumun gerçekleşeceğini gösterir. Hazırlıkları gözden geçirmek için zamanınız vardır. Suyun gelmesi: Bebeği koruyan su kesesi gerilmelerin ve kasılmaların etkisiyle yırtılabilir. Bu nedenle amniyon suyu rahimden dışarı akar.Su kesesi üst bölgeden ve sıyrık şeklinde yırtılmışsa amniyon suyu sızıntı şeklinde akabilir. Bu nedenle gebeler idrar kaçırdıklarını ya da akıntı nedeniyle ıslaklık olduğunu düşünebilirler. Amniyon sıvı akıntı gibi koyu, kıvamlı değil, su gibi akışkandır. Rengi açık sarı ya da ıhlamur çayı gibidir. çamaşırda akıntı gibi tabaka bırakmaz. Bu nedenle aksırma, öksürme gibi nedenle olan idrar kaçırmaya benzemez. Ayrıca kendine has bir kokusu da vardır. Bu farklılıkları dikkate alarak ıslaklığın kesenin açılmasıyla ilgili olup olmadığı gebe tarafından ayırt edilir. Amniyon kesesi yırtıldıktan sonra bebeğin ve anne rahminin mikrop alması kolaylaşır. O nedenle su geldiğinde ya da şüphe edildiğinde hemen hastaneye gitmek gereklidir. Bazen kadınlar su gelse bile ağrılar başlamadı diye hastaneye gitmeyi geciktirirler. Bu durum anne ve bebeğin mikroplarla bulaşan bazı hastalıkları kapmasına neden olabilir.Doğumdan önce su keseleri yırtılan gebe kadınların çoğunluğu 12 saat içinde ilk kasılmaları hissederler; kalanların çoğu bunları 24 saat içinde hisseder. Bununla birlikte yaklaşık 10 kadından birinde doğumun başlaması daha uzun sürer. Zaman geçtikçe yırtılmış amniyon kesesinden bebek ve/veya annenin enfeksiyon kapma riski artacağı için çoğu hekim kese yırtıldıktan sonra eğer beklenen tarih yakınsa 24 saat içinde oksitosinle doğumu başlatır, az sayıda hekim 6 saat içinde başlatmayı yeğler. Son çalışmalar bu noktaya gelmiş bir gebelikte doğumu başlatmak için 24 saatten fazla beklemenin yararı olmadığını, tersine zararı olduğunu gösteriyor. Vajinanızdan sızıntı veya akıntı geliyorsa hekiminizi veya ebenizi arayın. Bu arada enfeksiyondan korumak için vajina bölgesini olabildiğince temiz tutun; banyo yapmayın veya cinsel ilişkiye girmeyin; amniyon sıvısını emmesi için ped kullanın (tampon değil); kendi kendinizi içeriden muayene etmeye kalkışmayın; tuvalette önden arkaya doğru temizlenin. Nadiren, bebeğin gelen parçası henüz pelvise yerleşmediğinde ve keseler erken yırtıldığında (en sık olarak bebeğin prematüre veya makat gelişi olduğu durumlarda) göbek bağı "kendi üstüne katlanır" rahim boynuna doğru itilir hatta amniyon sıvısının akmasıyla vajinaya bile inebilir. Nişane (kanla karışık akıntı) nin gelmesi Poşun açılması (Doğum sularının gelmesi) Düzenli ağrıların başlaması. Düzenli ağrılar: İlk başlarda 10-15 dakikada bir gelip 15-20 saniye sürer, doğum yaklaştıkça 2-3 dakikada bir gelip 1 dakika süren ağrılar şeklindedir. Kolay ve Rahat Bir Doğum İçin Şunları Yapınız.Nişan, kasılmalarla birlikte olan sancı ve/veya suyun gelmesi bize doğum eyleminin başladığını gösterir. Bu üç belirti sıra ile değildir. Her kadında ve bir kadının her doğumunda farklı sıralarla görülebilir. Nişan: gebelik boyunca kapalı olan rahim ağzında rahmi ve bebeği enfeksyonlardan korumak amacıyla pelte gibi sümükümsü bir tıkaç oluşur. Bu tıkaca da nişan denir. Rahimdeki kasılmaların etkisiyle genişleyen rahim ağzından bu tıkaç düşer. Gebe kadın bunu akıntı şeklinde fark eder. Bu sümüksü tıkaç aynı zamanda hafif pembemsi kanla bulaşmış (ancak kanama olmayan) şeklindedir. Halk arasında buna belirti, nişan, iz de denir. Gerçek doğum ağrıları: Düzenlidir Her durumda devam eder, geçmez Ağrı bel, kasık ve karında her noktada aynı hissedilir Yumuşama ve açılmaya neden olur Evde yapılabilecekler: Dolaşabilir ya da istirahat edebilirsiniz. Duş alınabilir. Masaj yapılabilir. Belden kalçaya doğru ve elin topuğu ile bel ve kalça üzerine basınç uygulamaları rahatlatıcı olabilir. Valiz kontrol edilebilir. Sık sık tuvalete gidilerek idrar yapılır. Yapılması sakıncalı olanlar: Ağrılar başladığında bir şey yenilmemelidir. Yemek yemek ya da Fazla miktarda sıvı almak kusmaya yol açabilir. Gerekirse çok küçük miktarlarda sıvı alınabilir. Biraz enerji verecek, ağızda eriyen şeker, çikolata yenilebilir. Vajinanızın çıkışında göbek bağı görebiliyorsanız veya vajinanızın içinde bir şey varmış gibi hissediyorsanız hemen hastaneye gidin. Ağrı: Doğumun başladığını gösteren bir diğer belirti de karında sertleşme ile birlikte ağrının hissedilmesidir. Başlangıçta hafif olan, kısa süren ve seyrek olan bu ağrılar gittikçe daha uzun, şiddetli ve sık hale gelir. İlk kez anne olacak çoğu kadın (bunlarda doğum sancıları genellikle yavaş başlar ve kasılmalar kademeli olarak artar) güvenle ilk birkaç saati evinde geçirebilir. Ancak kasılmalarınız, çok güçlü başladıysa -en az 45 saniye süren ve 5 dakikadan daha sık gelen kasılmalar- ve/veya daha önce doğurmuşsanız ilk birkaç saat sancıların tamamı olabilir. Büyük olasılıkla doğumun ilk evresi sancısız geçmiştir ve rahim ağzınız bu sürede yeterince genişlemiştir. Hekiminizi aramamak -ve son dakikada hastaneye yetişmeye çalışmayı göze almak- şu an telefon etmekten daha kötü sonuçlar doğurabilir. Bununla birlikte, ardışık birkaç kasılmayı saymış olmanız iyi olacaktır. Kasılmaları bildirirken sıklıkları süreleri ve güçleri konusunda emin olun. Sakin bir ses tonuyla konuşmak adına rahatsızlığınızı belli etmekten kaçınmayın. (Hekiminiz kasılma sırasında konuşmakta olan bir kadının sesinden doğumun hangi aşamada olduğunu anlama konusunda deneyimli olacaktır.) Eğer siz hazır olduğunuzu hissediyorsanız, ancak hekiminiz aynı fikirde değilse, "bekle" yanıtıyla tatmin olmayın. Hastaneye gidip kontrol yaptırmak istediğinizi söyleyin. "Her ihtimale" karşı bavulunuzu yanınıza alabilirsiniz, ancak rahim ağzınız açılmaya yeni başlamışsa eve dönmeye de hazırlıklı olun. Doğum sancıları başladığında hemen hastaneye gitmeniz gerekmez. Ancak sancılar yaklaşık 4-5 dakikada bir geliyorsa hastanede olmanız gerekir. Bazen gerçek doğum ağrılarını taklit eden yalancı doğum ağrıları gebe kadını ve eşini telaşlandırır ve hastaneye gitmesine neden olur. Böyle bir durumla karşılaşıldığında ağrıların gerçek mi, yalancı mı olduğunu ayırt etmek için izlemek ve bazı farklılıkları gözlemek gerekir. Yalancı doğum ağrıları:
Sıklığı, şiddeti bakımından düzensizdir Dolaşma, masaj ve istirahatla geçebilir Ağrı bel, kasık ve karında hissedilir Rahim ucunda yumuşama ve açılmaya neden olmaz.

yorum (0) / Read More

/

KISIRLIK VE NEDENLERİ

KISIRLIK VE NEDENLERİ
Gebelik kaybıKadının gebe kalmasına rağmen canlı doğum yapamamasıdır.4. Doğurganlığın azalmasıEşlerden birine veya ikisine bağlı nedenlerle gebe kalma olasılığının azalmasıdır. Tam bir kısırlık söz konusu değildir.Gebeliğin meydan gelmesi için, erkek yumurtalıklarından normal döl hücreleri üretebilmelidir. Ayrıca, döl hücrelerini taşıyan kanalların açık olması, sertleşme ve boşalma işlevlerinin normal olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Kadının ise, üreme organlarının cinsel ilişki sırasında erkek döl hücrelerinin boşalmasına ve ilerlemesine elverişli olması, yumurtalılarında yumurta üretebilmesi, tüplerin en az birinin açık olması, rahminin döllenmiş yumurtayı geliştirip olgunlaşana dek taşıyabilmesi ve gebeliğin sürdürülmesi için yumurtalıklarında yeterli miktarda hormon yapımı olması gereklidir.Çiftlerde, kısırlığın %50’sinden erkekler sorumludur. Erkek döl hücrelerinin yapı ve fonksiyonları ile ilgili anormallikler nedenlerin başında gelmektedir. Kadına ait faktörler, %40-50 oranında saptanmaktadır. Nedenleri, yumurtlama bozuklukları, tüplerde ve rahim ağzındaki hastalıklar veya iltihaplanmalardır. Kısır çiftlerin %10-20’sinde ise neden bulunamamaktadır. Hem erkekte, hem kadında kısırlığın en sık nedenleri, üreme organlarındaki iltihaplanmalar, cinsel yolla bulaşan hastalılardır. Ayrıca, kadınlarda düşük, kürtaj ve gebelik sonrası meydan gelen iltihaplanmalar çok önemlidir.Hiçbir gebeliği önleyici yöntem yani aile planlaması yöntemi kısırlığa neden olmaz. Fakat, enjekte edilen 3 aylık hormon iğneleri doğurganlığın geri dönüşünü ortalama 6-9 ay geciktirebilirler. Ancak, kesinlikle, kısırlık meydan gelmez.Kısırlıkta önemli olan faktörler şunlardır:1. Kadının yaşı40 yaş ve üzerinde olan kadınlarda gebe kalma ihtimali azalmıştır.2. Erkeğin yaşıİlerleyen yaş ile ilişki sıklığının azalması gebe kalma olasılığını azaltır.3. Cinsel ilişki sıklığıCinsel ilişki sıklığı artıkça gebe kalma olasılığı artar.4. Cinsel ilişkinin zamanlamasıKadının yumurtası sadece 24-48 saat yaşayabilir ve kadınlar ayda sadece bir kere yumurta atarlar. Yumurtlama döneminde ve hemen sonraki cinsel ilişkilerde gebe kalma olasılığı bulunmaktadır.5. Kayganlaştırıcı maddelerEczanelerden alınan bazı kayganlaştırıcı maddeler erkek döl hücrelerini öldürücü özelliğe sahiptirler. KISIRLIK VE NEDENLERİGebeliği önleyici yöntemlerin kullanılmamasına ve düzenli yani haftada 2-3 kere cinsel ilişkiye girilmesine karşın 1 yıl süre ile gebeliğin oluşmaması olarak tanımlanabilir. Bütün dünyadaki sıklığı hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte, gelişmiş ülkelerde evli çiftlerin %8-12’sinde görülmektedir.Kısırlık 4 alt başlıkta incelenebilir:1. Birincil kısırlıkÇiftin, hiç çocuğu bulunmamaktadır. En az 12 ay boyunca gebeliği önleyici yöntem kullanmadan cinsel ilişkiye girilmesine rağmen hiç gebelik oluşmamıştır.2. İkincil kısırlıkÇiftin, çocuğu olması veya ölü doğumla ya da düşükle sonuçlanmış gebelik öyküsü olması ancak en az 12 ay boyunca gebeliği önleyici yöntem kullanmadan cinsel ilişkiye girilmesine rağmen hiç gebelik oluşmamıştır.Bu maddeler kullanıldığında gebe kalmayı engellerler.6. Sigara ve alkolBunlar erkek döl hücrelerinin kalitesini düşürürler. Ayrıca, esrar gibi uyuşturucu madde kullanımı da gebeliği engelleyebilir.7. AmeliyatKadın ve erkeklerde üreme organları ile ilgili bazı ameliyatlar, yapışıklıklar, şekil değişiklikleri, sinirlerin zarar görmesi gibi nedenlerle kısırlığa neden olabilir.8. Cinsel yolla bulaşan üreme organların enfeksiyonlarıCinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle, her yıl dünyada binlerce insan ölmekte yüz binlercesi de kısır kalmaktadır. Halbuki, bu hastalıkların çoğu tedavi edilebilir. Daha da önemlisi, önlenebilir. Bunun için, çok sayıda kişi ile cinsel ilişkiye girmemek ve cinsel ilişki sırasında kondom (prezervatif, kılıf) kullanmak yani güvenli cinsel ilişki gereklidir. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon belirtilerinden bazıları şunlardır:Vajenden veya penisten olağanın dışında renkli, kokulu akıntı gelmesiİdrar yaparken ağrı ve yanma hissiVajen veya penis çevresinde ağrı ve kaşınmaCinsel ilişki sırasında ağrıVajen veya penis çevresinde ağrı/kızarıklık, sivilce, yaraBu belirtiler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar dışında, diğer üreme organları ile ilgili hastalıklarda da olabilir. Bu nedenle, cinsel ilişki olmasa da, bu belirtiler bulunuyorsa, mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisinde verilen ilaçların, hekimin önerdiği sürede, doğru dozda kullanılması çok önemlidir. Tedavide, kısırlığa neden olan hastalı veya iltihaplanmalar teşhis edilerek iyileştirilmesi çok önemlidir. Ayrıca, bazı hormon tedavileri ve “tüp bebek” uygulamaları da yapılmaktadır.Bu konu ile ilgili daha fazla bilgi almak için, sağlık ocaklarına, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerine veya hastanelerin üroloji ve kadın hastalıkları ve doğum polikliniklerine başvurabilirsiniz.Ayrıca, belirtisi olsun olmasın, bu kişilerin cinsel ilişkide bulunduğu herkesin tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavi bitiminde ise, tekrar kontrole giderek hastalığın iyileşip iyileşmediği saptanmalıdır. Eğer hastalı iyileşmediyse, tedavi tekrarlanabilir. Bu durumlarda, cinsel ilişkiye girilen kişilerin de tedavi alıp almadığı ve iyileşme olup olmadığı mutlaka kontrol edilmelidir.

yorum (0) / Read More

/

DOĞUM KONTROL İÇİN BİLGİLER

DOĞUM KONTROL İÇİN BİLGİLER
Çağımızda da teknolojik gelişmelere paralel olarak üretilen yeni ilaçlar ve yöntemlerle üremeyi daha kolay ve etkili biçimde kontrol etmek mümkün olmuştur.Doğum kontrolü hakkındaki düşünceler, günümüzde oldukça farklılıklar gösterir. İstenmeyen gebelikler ve bunun sonucu kürtaj ihtimali azalacaktır. · Art arda oluşan gebeliklerin kadın sağlığına olumsuz etkileri olmayacaktır. Doğum kontrolü için, kadın veya erkeğin üreme fonksiyonunun her hangi bir aşamasının engellenmesi gerekmektedir. Bu amaçla, yumurta ve sperm hücrelerinin üretimi, iletimi, bu hücrelerin birbirleriyle karşılaşması, döllenme ve döllenmiş yumurtanın rahime yuvalanması önlenmeye çalışılmaktadır. Döllenmiş yumurta rahime yuvalandıktan sonra gebeliği engellemenin tek yolu kürtajdır. Ancak, kürtaj hiç bir zaman doğum kontrol yöntemi olarak düşünülmemelidir Bir uçta, üremeye hiç bir şekilde müdahale edilmemelidir düşüncesi bulunur. Hatta üremeye yönelik olmayan cinselliğe dahi iyi gözle bakılmaz. İnsanlık tarihinde üreme ve sayısal çokluk, güçlü olmanın en önemli belirtisi olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle üreme teşvik edilmiştir. Genellikle çok çocuğu olan erkekler güçlü, kadınlar da değerli görülmüştür. Ancak annenin sağlığı düşünüldüğünde ve ailenin ekonomik durumu çocuklarını yetiştirmede yetersiz kaldığında da üremeyi kontrol edebilme arzulanmıştır. Üremeyi kontrol edebilmek için tarih boyunca, bazıları insanı şaşkınlık içinde bırakan çok çeşitli yöntemler uygulanmıştır. Diğer uçta ise çocukların sayısı, aralığı ve zamanı karı-kocanın arzusuna uygun olmalıdır görüşü bulunmaktadır. Hatta arzulanmayan gebeliklerde kürtaj, bir kadın hakkı olarak savunulur. Eşlerin birbirlerine sevgilerini göstermeleri için yarım düzine çocuk sahibi olmaları gerekmediği gibi, daha ne olduğunu anlamadan bir kaç çocuk annesi olmuş genç kadının uykusuz, yorgun, gergin ve şaşkın bakışları da arzu edilen bir şey değildir.Doğum kontrolü için uygulanacak yöntem, ailenin dini, ahlaki değerlerine uygun ve kişinin sağlığına da zararsız olmalıdır. Etkili ve sağlıklı doğum kontrolü yöntemi uygulandığında çeşitli yararlar sağlanabilecektir:· Ebeveynler çocukların yetiştirilmesine ve eğitimine daha çok vakit ve enerji ayrılabileceklerdir.·

yorum (0) / Read More

/

KISIRLIĞA YOL AÇAN NEDENLER

KISIRLIĞA YOL AÇAN NEDENLER
En az 12 ay boyunca gebeliği önleyici yöntem kullanmadan cinsel ilişkiye girilmesine rağmen hiç gebelik oluşmamıştır.2. İkincil kısırlıkÇiftin, çocuğu olması veya ölü doğumla ya da düşükle sonuçlanmış gebelik öyküsü olması ancak en az 12 ay boyunca gebeliği önleyici yöntem kullanmadan cinsel ilişkiye girilmesine rağmen hiç gebelik oluşmamıştır.3. Gebelik kaybıKadının gebe kalmasına rağmen canlı doğum yapamamasıdır.4. Doğurganlığın azalmasıEşlerden birine veya ikisine bağlı nedenlerle gebe kalma olasılığının azalmasıdır. Tam bir kısırlık söz konusu değildir.Gebeliğin meydan gelmesi için, erkek yumurtalıklarından normal döl hücreleri üretebilmelidir. Ayrıca, döl hücrelerini taşıyan kanalların açık olması, sertleşme ve boşalma işlevlerinin normal olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Kadının ise, üreme organlarının cinsel ilişki sırasında erkek döl hücrelerinin boşalmasına ve ilerlemesine elverişli olması, yumurtalılarında yumurta üretebilmesi, tüplerin en az birinin açık olması, rahminin döllenmiş yumurtayı geliştirip olgunlaşana dek taşıyabilmesi ve gebeliğin sürdürülmesi için yumurtalıklarında yeterli miktarda hormon yapımı olması gereklidir.Çiftlerde, kısırlığın %50’sinden erkekler sorumludur. Erkek döl hücrelerinin yapı ve fonksiyonları ile ilgili anormallikler nedenlerin başında gelmektedir.Gebeliği önleyici yöntemlerin kullanılmamasına ve düzenli yani haftada 2-3 kere cinsel ilişkiye girilmesine karşın 1 yıl süre ile gebeliğin oluşmaması olarak tanımlanabilir. Bütün dünyadaki sıklığı hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte, gelişmiş ülkelerde evli çiftlerin %8-12’sinde görülmektedir.Kısırlık 4 alt başlıkta incelenebilir:1. Birincil kısırlıkÇiftin, hiç çocuğu bulunmamaktadır. Kadına ait faktörler, %40-50 oranında saptanmaktadır. Nedenleri, yumurtlama bozuklukları, tüplerde ve rahim ağzındaki hastalıklar veya iltihaplanmalardır. Kısır çiftlerin %10-20’sinde ise neden bulunamamaktadır. Hem erkekte, hem kadında kısırlığın en sık nedenleri, üreme organlarındaki iltihaplanmalar, cinsel yolla bulaşan hastalılardır. Ayrıca, kadınlarda düşük, kürtaj ve gebelik sonrası meydan gelen iltihaplanmalar çok önemlidir.Hiçbir gebeliği önleyici yöntem yani aile planlaması yöntemi kısırlığa neden olmaz. Fakat, enjekte edilen 3 aylık hormon iğneleri doğurganlığın geri dönüşünü ortalama 6-9 ay geciktirebilirler. Ancak, kesinlikle, kısırlık meydan gelmez.Kısırlıkta önemli olan faktörler şunlardır:1. Kadının yaşı40 yaş ve üzerinde olan kadınlarda gebe kalma ihtimali azalmıştır.2. Erkeğin yaşıİlerleyen yaş ile ilişki sıklığının azalması gebe kalma olasılığını azaltır.3. Cinsel ilişki sıklığıCinsel ilişki sıklığı artıkça gebe kalma olasılığı artar.4. Cinsel ilişkinin zamanlamasıKadının yumurtası sadece 24-48 saat yaşayabilir ve kadınlar ayda sadece bir kere yumurta atarlar. Yumurtlama döneminde ve hemen sonraki cinsel ilişkilerde gebe kalma olasılığı bulunmaktadır.5. Kayganlaştırıcı maddelerEczanelerden alınan bazı kayganlaştırıcı maddeler erkek döl hücrelerini öldürücü özelliğe sahiptirler. Bu maddeler kullanıldığında gebe kalmayı engellerler.6. Sigara ve alkolBunlar erkek döl hücrelerinin kalitesini düşürürler. Ayrıca, esrar gibi uyuşturucu madde kullanımı da gebeliği engelleyebilir.7. AmeliyatKadın ve erkeklerde üreme organları ile ilgili bazı ameliyatlar, yapışıklıklar, şekil değişiklikleri, sinirlerin zarar görmesi gibi nedenlerle kısırlığa neden olabilir.8. Cinsel yolla bulaşan üreme organların enfeksiyonlarıCinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle, her yıl dünyada binlerce insan ölmekte yüz binlercesi de kısır kalmaktadır. Halbuki, bu hastalıkların çoğu tedavi edilebilir. Daha da önemlisi, önlenebilir. Bunun için, çok sayıda kişi ile cinsel ilişkiye girmemek ve cinsel ilişki sırasında kondom (prezervatif, kılıf) kullanmak yani güvenli cinsel ilişki gereklidir. Tedavide, kısırlığa neden olan hastalı veya iltihaplanmalar teşhis edilerek iyileştirilmesi çok önemlidir. Ayrıca, bazı hormon tedavileri ve “tüp bebek” uygulamaları da yapılmaktadır.Bu konu ile ilgili daha fazla bilgi almak için, sağlık ocaklarına, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerine veya hastanelerin üroloji ve kadın hastalıkları ve doğum polikliniklerine başvurabilirsiniz.Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon belirtilerinden bazıları şunlardır:Vajenden veya penisten olağanın dışında renkli, kokulu akıntı gelmesiİdrar yaparken ağrı ve yanma hissiVajen veya penis çevresinde ağrı ve kaşınmaCinsel ilişki sırasında ağrıVajen veya penis çevresinde ağrı/kızarıklık, sivilce, yaraBu belirtiler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar dışında, diğer üreme organları ile ilgili hastalıklarda da olabilir. Bu nedenle, cinsel ilişki olmasa da, bu belirtiler bulunuyorsa, mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisinde verilen ilaçların, hekimin önerdiği sürede, doğru dozda kullanılması çok önemlidir. Ayrıca, belirtisi olsun olmasın, bu kişilerin cinsel ilişkide bulunduğu herkesin tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavi bitiminde ise, tekrar kontrole giderek hastalığın iyileşip iyileşmediği saptanmalıdır. Eğer hastalı iyileşmediyse, tedavi tekrarlanabilir. Bu durumlarda, cinsel ilişkiye girilen kişilerin de tedavi alıp almadığı ve iyileşme olup olmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. 9. Diğer enfeksiyon hastalıklarıÜreme yollarında verem hastalığı, kabakulak sonucu gelişen erkek yumurtalıklarında iltihaplanma, doğum veya kürtaj sonrası enfeksiyon meydan gelmesi kısırlığa neden olabilir.10. İlaçlar ve toksinlerBazı ilaçlar, örneğin, tansiyon düşürücüler, bazı kalp ilaçları, kanser tedavisi, kullanıldığı dönemde gebe kalmayı engelleyebilir.11. RadyasyonRadyasyon alınması sonucunda, hem erkeklerin dem de kadınların yumurtalıklarında yetmezlik meydan gelebilir.Kısırlığın tedavisi oldukça zordur. Önemli olan üreme yollarındaki iltihaplanmalara ve cinsel yolla bulaşan hastalılara karşı korunmaktır.

yorum (0) / Read More

/

KÜRTAJ NEDİR?

KÜRTAJ NEDİR?
Genel anestezi kullanılmışsa hasta yaklaşık 15 dakika içinde kendine gelir. Lokal anestezi kullanıldığı durumlarda ise hasta hemen ayağa kalkabilir. Hasta kendini iyi hissettiği anda eve gidebilir. Hasta evde en az 12 saat dinlenmeli ve 15 gün kadar eşiyle birlikte olmamalıdır. Doktorunuz büyük olasılıkla sizi kontrole çağıracaktır, bu kontrolü kesinlikle aksatmayın.
GEBELİĞİN SONA ERDİRİLMESİ İLE İLGİLİ KANUNLAR
Gebeliğin sona erdirilmesi ile ilgili usul ve esaslar yasal olarak düzenlenmiştir. Mevcut yasa yer alan ve hastaların bilgi sahibi olmalarında yarar görülen maddeler aşağıda verilmiştir. MADDE 5: Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı taktirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir. Derhal müdahale edilmediği taktirde hayatı ve hayati organlardan birisini tehdit eden acil hallerde durumu tespit eden yetkili hekim tarafından gerekli müdahale yapılarak rahim tahliye edilir. Ancak hekim bu müdahaleyi yapmadan önce veya mümkün olmadığı hallerde müdahaleden itibaren en geç yirmi dört saat içinde müdahale yapılan kadının kimliği, yapılan müdahale ile müdahaleyi icabettiren gerekçeleri illerde Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüklerine, ilçelerde Hükümet tabipliklerine bildirmeye zorunludur. Acil müdahale hallerini nelerden ibaret olduğu ve yapılacak ihbarın şekil ve mahiyeti ile sterilizasyon ve rahim tahliyesini kabul edenlerden istenecek izin belgesinin şekli ve doldurulma esasları, bunların yapılacağı yerler, bu yerlerde bulunması gereken sağlık ve diğer koşullar ve bu yerlerin denetimi ve gözetimi ile ilgili hususlar çıkarılacak tüzükte belirtilir. GEBELİĞİN SONA ERDİRİLMESİNDE İZİN: MADDE 6: 5. maddede belirtilen müdahale, gebe kadının iznine, küçüklerde küçüğün rızası ile velinin iznine, vesayet altında bulunup da reşit veya mümeyyiz olmayan kişilerde reşit olmayan kişinin ve vasinin rızası ile birlikte sulh hakiminin izin vermesine bağlıdır. Ancak akıl maluliyeti nedeni ile şuur serbestisine sahip olmayan gebe kadın hakkında rahim tahliyesi için kendi rızası aranmaz. 5. maddenin birinci fıkrasında belirtilen ve rızaları alınacak kişiler evli iseler, eşin de rızası gerekir. Veli veya sulh mahkemesinden izin alma zamana ihtiyaç gösterdiği ve derhal müdahale edilmediği taktirde hayatı veya hayati organlardan birisini tehdit eden acil hallerde izin şart değildir. Halk arasında kürtaj olarak adlandırılan tıbbi müdahale, istenmeyen bir gebeliğin başlangıcında, vajina yoluyla ceninin ve rahmin iç yüzeyinin alınmasından oluşan küçük bir ameliyattır. Her ameliyat gibi, küçük de olsa risk taşır. Bu ameliyat sırasında anestezi uygulanıyorsa, bunun da ayrı riskleri olabilir. Kürtaj, sık sık başvurulacak uygun bir doğum kontrol yöntemi değildir. Gebelik istemiyorsanız ve sık sık kürtaj gerekiyorsa, öncelikle uygun bir doğum kontrol yöntemi kullanmaya başlamalısınız. Hem bu konuda karar vermek hem de şu andaki durumunuzda kürtajın risklerini ve gereğini gözden geçirmek için bir kadın hastalıkları uzmanına başvurmalısınız.ÇOCUK DÜŞÜRME VE DÜŞÜRTME CÜRÜMLERİ: MADDE 468: Bir kadının rızası olmaksızın çocuğunu düşürten kimseye 7 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Gebeliğin süresi on haftadan uzun olan bir kadının rızasıyla tıbbi nedenler mevcut olmadan çocuğunu düşürten kimseye 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir. Çocuğunu düşürmeye rıza gösteren kadına da aynı ceza verilir. Birinci fıkrada yazılı fiil; kadının ölümüne neden olmuşsa faile 15 yıldan 20 yıla ve bedeni bir zarara neden olmuşsa 8 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis cezası verilir. İkinci fıkrada yazılı fiil; kadının ölümüne neden olmuşsa faile 5yıldan 12 yıla ve bedeni bir zarara neden olmuşsa 3 yıldan 8 yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Gebe sanılan bir kadın üzerinde rızası olmaksızın çocuk düşürme amacıyla bazı fiillerde bulunan kimse kadının ölümüne veya bedeni zararına sebep olmuşsa 452. ve 456. maddeler hükümlerince cezalandırılır. Gebelik süresi on haftadan fazla olan çocuğunu isteyerek düşüren kadına 1 yıldan 4 yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Madde 470: Rahim tahliye etme yetkisi olmayan bir kimse, gebelik süresi on haftadan az olan bir kadının rızasıyla düşük yaptırdığı taktirde 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fiil kadının ölümüne veya bedeni bir zararına sebep olmuşsa, fail ayrıca 452. ve 456. maddeler hükümlerince cezalandırılır. Tahliye etme yetkisi olmayan bir kimse 468. maddenin 1. 2. 3. ve 4. fıkralarında öngörülen fiilleri işlediği taktirde cezası 1/3 oranında arttırılır. Rahim tahliye etme yetkisi olmayan bir kimse; gebe sanılan bir kadına çocuğunu düşürtmek için ilaç, gereç tedarik eder veya gebe sanılan bir kadın üzerinde rızası olmaksızın çocuk düşürme amacıyla bazı fiillerde bulunur ve kadının ölümüne veya bedeni zararına sebep olursa, 452. ve 456. maddeler hükümlerince cezalandırılır. Gebeliğin onuncu haftasından sonra rahim tahliyesi yapılacak yerlerde bulunması zorunlu araç gereç ve personel: 1) Ameliyathane ve anestezi araç ve gereçleri 2) Sezaryen yapmak için gerekli tıbbi ve cerrahi malzeme 3) İntraamniyotik hipertonik solüsyon vermek için gerekli araç gereç 4) Küretaj seti 5) Elektrikli ya da elektriksiz vakum aspiratör 6) Otoklav ve elektrikli sterilizatör 7) Uterotonikler kanama durdurucu ilaçlar, intravenöz sıvı seti, enjektör, steril eldiven vb. diğer tıbbi araç ve gereç. 8) Anestezi uzmanı veya teknisyeni 9) Gerekli diğer ameliyathane personeli 10) Canlandırma araç ve gereçleri ACİL HALLERDE RAHİM TAHLİYESİ: MADDE 7: Derhal müdahale edilmediği taktirde kadının hayatını ya da hayati organlarından birini tehdit eden acil hallerde rahim tahliye edilir. Bu durumda rahim tahliyesi kadın hastalıkları ve doğum uzmanınca yapılır. RAHİM TAHLİYESİNİ GEREKTİREN ACİL HALLER: MADDE 8: Rahim tahliyesini gerektiren acil haller şunlardır: a) Servikal internal os kapalı olsa bile kadının yaşamını tehlikeye sokacak ölçüde vajinal kanamalar, b) Servikal internal osun açık olduğu haller, c) Uterustaki gebelik ürününün bir bölümünün düştüğü ve kanamanın devam ettiği haller ya da enfeksiyon tehlikesi. Kürtaj Nasıl Yapılır?Hasta muayene masasına yatırılır ve bölgesel (lokal) veya genel anestezi verilir. Hastaya lokal anestezi yapıldığı halde acı vereceği düşünülen müdahaleler söz konusu ise genel anestezi kullanılmalıdır. Bu müdahale için yapılan genel anestezide, genellikle ameliyatlarda kullanılan ilaçların hepsi kullanılmaz bu yüzden anestezinin sonradan ortaya çıkabilecek yan etkileri oldukça azdır. Daha önce doğum yapmış kadınlarda bazen sadece lokal anestezi yeterli olabilir. Müdahale genellikle 10 dakika kadar sürer. Özel bir vakumlu enjektörle gebelikle ilgili dokular rahimden dışarı alınır.Yasayla belirtildiği gibi küçük gebeliklerde bu işlem sorunsuz olarak yapılabilir. Kürtaj yaptırmadan önce resimlere bakın lütfen...Fiil kadının rızasıyla işlenmiş ise ceza 1/3 oranında indirilir. RAHİM TAHLİYESİNİN YÜRÜTÜLMESİ VE DENETLENMESİNE İLİŞKİN TÜZÜK: ON HAFTAYI GEÇMEYEN GEBELİKLERDE RAHİM TAHLİYESİ: MADDE 3: Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar kadının sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı taktirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Rahim tahliyesi kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca yapılır. Ancak bakanlıkça açılan eğitim merkezlerinde kurs görerek yeterlik pratisyen hekimler kadın hastalıkları uzmanının denetim ve gözetiminde menstrüel regülasyon yöntemiyle rahim tahliyesi yapabilirler. MADDE 4: On haftayı geçmeyen gebelikte rahim tahliyesini, a) kadın hastalıkları ve doğum uzmanı mesleklerini uyguladıkları yerlerde, b) pratisyen hekimler menstrüel regülasyon yöntemiyle resmi tedavi kurumlarında yaparlar Anestezi gerektiren tahliyeler ise, anestezi uygulanabilen resmi tedavi kurumlarıyla özel hastanelerde yapılır. On haftayı geçmeyen gebelikte rahim tahliyesinin yapılacağı resmi tedavi kurumlarıyla özel hastanelerde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının muayenehanelerinde, tüzüğe ekli (1) sayılı listede yer alan araç ve gerecin bulunması zorunludur. SAYILI LİSTE (1) On haftayı geçmeyen gebeliklerde rahim tahliyesinin yapılacağı resmi tedavi kurumları, özel hastaneler ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının muayenehanelerinde bulunması zorunlu araç ve gereçler: 1) Menstrüel regülasyon ve diğer küretaj setleri, 2) Otoklav ve elektrikli sterilizatör, 3) Uterotonikler, kanama durdurucu ilaçlar, intravenöz sıvı seti, enjektör, steril eldiven vb. diğer tıbbi araç ve gereç, 4) Rahim tahliyesinden sonra hastaların dinleneceği yataklar, 5) Elektrikli ya da elektriksiz vakum aspiratör. ON HAFTAYI GEÇEN GEBELİKTE RAHİM TAHLİYESİ: MADDE 5: Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, tüzüğe ekli (2) sayılı listede saylan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın kadın hastalıkları uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla sunulması zorunludur. Rahim tahliyesi yapan hekim, bu raporu, ameliyenin sonucuyla birlikte en geç bir hafta içinde, illerde Sağlık Müdürlüklerine, ilçelerde Hükümet Tabipliklerine göndermek zorundadır. Bu raporlar il sağlık müdürlüklerinde toplanır. SAYILI LİSTE (2) On haftanın üzerindeki gebeliklerde rahim tahliyesini gerektiren kadının hayatını ya da hayati organlarından birini tehdit eden ya da çocuk için tehlikeli olan hastalıklar ve durumlar: A) Kadın Hastalıklarına Bağlı Olan Nedenler: 1) Daha önceki majör uterin harabiyet ve hasarları: a) Sezaryen ameliyatı b) Myomektomi c) Uterus rüptürü d) Geniş perforasyon e) Geçirilmiş vajinal plastik operasyonlar 2) Rekürren preeklmpsi-eklampsi 3) İzoimmünizasyon 4) Mole hidatiform B) Ortopedik Nedenler: 1) Osteogenezis imperfekta 2) Ağır kifoskolyoz 3 Doğumu güçleştiren osteomyelit 4) Faaliyet halinde bütün mafsalları ilgilendiren osteoartiküler hastalıklar C) Kan hastalıklarına bağlı nedenler: 1)Lösemi 2)Kronik anemiye neden olan hastalıklar 3) Lenfomalar 4) Pıhtılaşma defektleri 5)Hemolitik sarılıklar 6)Agranülositozis 7) Tromboembolik hastalıklar 8) Hemoglobinopatiler ve thalasemia sendromları ( ağır klinik ve hematolojik bozukluğa neden olan) 9) Gamaglobulinopatiler D) Kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları: 1) Doğumu engelleyen konjenital ve akkiz kalp hastalıkları 2) Kalp yetmezliği, perikardit, myokardit, myokard enfarktüsü, aşikar koroner yetmezliği, arteryal sistem anevrizmaları 3) Ağır tromboflebitler ve lenfatik sistem hastalıkları 4) Ağır bronşektaziler 5) Solunum fonksiyonlarını bozan kronik akciğer hastalıkları E) Böbrek hastalıkları: 1) Akut ve kronik böbrek yetmezlikleri F) Göz hastalıkları: 1) Dekolman 2) Renal hipertansif ve diyabetik retinopatiler G) Endokrin ve metabolik hastalıklar: 1) Feokromasitoma 2) Adrenal hiperfonksiyon ya da yetmezliği 3) Kontrol altına alınamayan hipo-hipertiroidi 4) Paratiroid hiperfonksiyon ya da yetmezliği 5) Ağır hipofiz hastalıkları H) Sindirim sistemine bağlı nedenler: 1) Gebeliğin devamını engelleyen sindirim sistemi hastalıkları İ) İmmünolojik nedenler: 1) İmmün yetmezliği hastalıkları 2) Kollajen doku hastalıkları J) Bütün malign neoplastik hastalıklar K) Nörolojik nedenler: 1)Grand mal epilepsi 2)Multiple scleroze 3) Müsküler distrofi 4) Hemipleji ve parapleji 5) Gebeliğin devamını engelleyen ağır nörolojik hastalıklar L) Ruh hastalıklarına bağlı nedenler: 1) Oligofreni 2) Kronik şizofreni 3) Psikoz maniac depresif (PMD) 4) Paranoya 5) Uyuşturucu bağımlılıkları ve kronik alkolizm M) Enfeksiyon hastalıkları: 1) Teratojen intrauterin enfeksiyonlar a) kızamıkçık b) toksoplazmozis c) sitomegalovirüs d) Herpes virüs gurubu hastalıklar 2) Cüzzam 3) Sıtma 4) Frengi 5) Brusella ve diğer ağır kronik enfeksiyonlar N) Konjenital nedenler: 1) Marphan sendromu 2) Mesane ekstrofisi 3) Down sendromu 4) Sakat çocuk doğurma ihtimali yüksek diğer herediter hastalıklar 5) Gonadlara zararlı röntgen ışını ve ilaç 6) Teratojenik ilaçlar 7) Nörofibromatozis ON HAFTAYI GEÇEN GEBELİKTE RAHİM TAHLİYESİNİN YAPILACAĞI YERLER VE BURALARDA BULUNMASI GEREKEN KOŞULLAR: MADDE 6: On haftayı geçen gebelikte rahim tahliyesi, resmi yataklı tedavi kurumlarıyla özel hastanelerde yapılır.

yorum (0) / Read More

/

GEBELİĞE HAZIRLIKTA ÇOK ÖNEMLİ AYRINTILAR

GEBELİĞE HAZIRLIKTA ÇOK ÖNEMLİ AYRINTILAR
Ancak günümüzde popüler olan çeşitli diyetler konusunda kafanız karışmasın. Dengeli beslenmek için her şeyden önce 4 ana grupta yiyecekten yeterince almak demektir. Sağlıklı beslenmenin aynı zamanda düzenli beslenmek anlamına geldiğini aklınızdan çıkarmayın. Düzenli aralıklarla yemek yenmesi son derece önemli. Günde 3 ana öğün ve hafif ara öğünler düzenli beslenmeniz için vazgeçilmezdir. gittikçe sofralarda sebzelerden uzaklaşmamızın son derece yanlış olduğu biliniyor. Eh bende vitamin hapı alırım diye düşünmeyin. Çünkü dengeli beslenmek için yemek istemediğiniz bazı besinlerin yerine vitamin haplarına başvurmak doğru bir fikir değil. Çünkü vitamin ilaçları henüz tam olarak vitamin ve mineralleri sağlamıyor.2.Folik Asit AlınSağlıklı beslenme için hamilelik öncesi de hamilelik süreci kadar önemli. Özellikle folik asit söz konusu olunca... muhtemelen folik asidi biliyorsunuz ya da en azından bu sözcüğü duydunuz. Ancak hamilelikte bebeğin gelişimi üzerinde çok etkili olduğu ileri sürülen folik asit içeren gıdaları sofranızdan eksik etmemelisiniz. Çünkü nöral tüp defekti adı verilen doğumsal sakatlıkları önlemeye yardımcı olduğu biliniyor. Özellikle spina bifida hastalığının (bu bebeklerde omuriliğin bir kısmı açık doğuyor) sofranızda folik asit açısından zengin olan karaciğer, yeşil sebzeler ve baklagilleri eksik etmeyin. Hamilelik başladıktan sonra ilk 12 hafta kullanmak üzere uzmanınızdan sizden folik asit içeren preperatları almanızı isteyeceğini de bilmelisiniz. Ancak sebze ve meyvelerden uzak besleniyorsanız bu konuda bir uzmana başvurarak daha fazla bilgi edinmelisiniz.3.Fazla Kilolardan KurtulunKurtulmak kolay olsa dediğinizi duyar gibiyim. Gerçekten de zor bir durum. Hamileliğe Hazırlıkta Bunlara Dikkat! 1.Sağlıklı Beslenme 2.Folik Asit Alın 3.Fazla Kilolardan Kurtulun 4.Egzersize Başlayın 5.Sigarayı Bırakın 6.Doğum kontrolünü bırakın 7.Topsoplazma testi yaptırın 8.Aşılarınızı yaptırın 9.İlaçlara dikkat edin 10.İş ortamınıza dikkat edin 11.Doktor kontrolünden geçin 1.Sağlıklı BeslenmeBeslenme hem sizin hem de bebeğinizin gelişimi için son derece önemli. Bu nedenle hamilelik öncesi yeterince beslenip beslenmediğinize, sağlıklı bir diyet uygulayıp uygulamadığınıza da dikkat edin. Bu konuda size bilgi verecek pek çok kaynak var. Fazla kiloları atmak ve üstelik ideal kilonuzu korumak durumunda kalmak.... ancak hamilelik sürecini ve daha sonrasını düşünürseniz şimdiden önlem almanız gerektiğine karar verebilirsiniz. Bu öncelikle sizin rahat bir hamilelik yaşamanız ve kolay doğum yapmanızın yanı sıra doğum sonrası verilecek kilolarla daha fazla uğraşmanız anlamına gelir. Üstelik doğum sonrası sağlığınız üzerinde olumlu etkisi olacağını bilmelisiniz. Fazla kilonuzun üstüne gelen hamilelik nedeniyle aldığınız kilonun öncelikle, belinize daha fazla yük binmesi demek olduğunu ve bu durumun ileride bel ağrısına yol açacağını aklınızdan çıkarmayın.4.Egzersize BaşlayınEğer anne adayı olmadan önce formunuza ve zinde olmanıza dikkat ederseniz daha rahat bir hamilelik ve doğum yaşayacağınızı bilmelisiniz. Üstelik eski sağlığınıza ve biçiminize daha rahat dönebilirsiniz. Bu durumu bilerek hamilelik öncesi egzersizlere başlamanızda yarar var. Gün içerisinde özellikle bel, sırt ve karın kaslarınızı çalıştırarak hafif egzersizlere başlayabilirsiniz.5.Sigarayı BırakınTiryakilerin, nasıl bırakalım dediğini duyar gibiyim. Evet oldukça zor olduğunu biliyoruz. Ancak bu kararı verirken bebeğinizin sağlığını düşünmeniz size güç verecektir. Çünkü hamilelik sırasında yakılan her sigara bebeğe giden oksijenin çalınması anlamına geliyor. Araştırmalar sigara bağımlısı annelerin daha düşük kilolu bebekler dünyaya getirdiğini gösteriyor. Üstelik bu bebekler solunum yolu enfeksiyonlarına dayanıksız oluyor ve akranlarına göre genel sağlık sorunları daha fazla görülüyor. Ayrıca beşik ölümleri tanımlanan, bebeğin hiçbir neden yokken ani ölüm sendromu nedeniyle hayatını kaybetme oranları da daha yüksek. Bu konuda başvuracağınız uzman sizi muayene edecek , bazı kan testleri isteyecek, ultrasonografi ile inceleyecektir. Böylece hamileliğe başlamadan önce bir sorunla karşılaşıp karşılaşmayacağınız ve karşılaşma durumunda kalmadan önlemi alınacaktır. Ancak doktorunuza eşinizle birlikte gitmeniz gerektiğini bilmelisiniz çünkü eşinizin de bazı riskler ortağıdır. Örneğin eşinizin kan grubu, ailesinde genetik geçişli bir hastalık olup olmadığı, sürmekte olan hastalık nedeniyle kullandığı ilaçlar gibi birçok etmen, sağlıklı bir hamilelik sürecini etkileyen faktörlerdir. Doğumu zorlaştırıcı etkilerin yanısıra, lohusalık döneminde sütünüzün miktarının azalacağını bilmelisiniz. Eğer sigarayı tamamem bırakamıyorsanız en azından günde 10 adetin altına indirmeye ve sigaralı ortamda pasif içici durumdan uzaklaşmaya bakmalısınız.6.Doğum kontrolünü bırakınAnne adayı olmadan önce doğum kontrol yöntemleri kullanıyorsanız, bir uzmana başvurmak gerektiğini bilmelisiniz. Uzmanınızdan doğum kontrol yönteminin bırakılmasının ardından ne zaman hamile kalınması gerektiği hakkında bilgi edinmelisiniz. Çünkü bazı yöntemlerin hassasiyeti var. Doğum kontrol hapının bırakıldıktan sonra en az bir yada iki ay hamile kalınmaması gerekiyor.7.Topsoplazma testi yaptırınBelki hayvanları çok seviyor ve evinizde kedi besliyorsunuz. Bu durumda hamile kalmadan önce yapacağınız ilk şey, kediyi evden uzaklaştırmak değil, bir toksoplazma testi yaptırmaktır. Çünkü kedinizin dışkısından bulaşabilecek olan toksoplazma, gebelik esnasında enfeksiyon oluşmasına ve bu enfeksiyonun bebeğe bulaşmasına neden oluyor. Rahim içine geçtiği durumlarda bebekte bazı kalıcı hasar oluşturabiliyor. Bu nedenle eğer test sırsında toksoplazma olmadığınız ortaya çıkarsa, bundan sonra kedinizin dışkısının elinize temas etmemesine özen göstermelisiniz.8.Aşılarınızı yaptırınHamilelik öncesi aşıların yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Çünkü aşılanmayan annelerin etken maddeyle karşılaşması yalnızca kendini değil, bebeğini de etkiler. Hamilelik sırasında ya da doğumda taşıdığınız enfeksiyonu bebeğinize geçirme riski oluşur. Bu nedenle hamilelik öncesi Hepatit B, Kızamıkçık ve tetanoz'a karşı bağışıklığınız yoksa ve aşılarını yaptırmadıysanız, bir uzmana başvurarak yapılmasını sağlayın.9.İlaçlara dikkat edinHafif bir baş ağrısında eli ilaçlara gidenlerdenseniz, biraz dikkat!! Çünkü hamilelik öncesi kullandığınız ilaçlar konusunda da hassas olmanız gerekir. Korunmayı bıraktığınız ve hamile kalma olasılığınız olduğunu düşünerek bir uzmana danışmadan ilaç almaktan sakının. Çünkü uzmanlar, erken hamilelik döneminde bazı ilaçların plasentadan geçerek bebeğin gelişimini olumsuz etkilediğini söylüyorlar. Ayrıca doktora başvurmanız gereken durumlarda, doktorunuza hamile olabileceğiniz ihtimalini hatırlatın.10.İş ortamınıza dikkat edinİş ortamınızın hamilelik sürecine etkilerini gözden geçirmenizde fayda var. Yoğun sigara içilen işyerlerinde hem kendi sağlığınızı hem de hamilelik sürecini düşünerek bazı önlemler alınması için uyarıda bulunabilirsiniz. Ayrıca radyasyonlu ve kimyasal gazların açığa çıktığı ortamlarda çalışmak zorunda olanların da durumu yöneticilerine bildirerek önlem alması gerekir.11.Doktor kontrolünden geçinEskiden hamileliğin başlamasıyla birlikte bir uzmana başvurulurdu. Oysa şimdi hamilelik kararının alınmasıyla birlikte bu süreç başlamış oluyor. Çünkü sağlıklı hamilelik sürecinin yaşanması için annenin sağlığından emin olmak gerekiyor.

yorum (0) / Read More

/

HAMİLELİK ÖNCESİ YAPILMASI GEREKEN ŞEYLER

HAMİLELİK ÖNCESİ YAPILMASI GEREKEN ŞEYLER
Doktorunuzun yapacağı tetkik ve muayeneler, önereceği tedaviler yanında sizin de yaşam tarzında değiştirmeniz gereken şeyler olacaktır. Öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmelisiniz. Dengeli beslenmeyle kastedilen ana besin maddelerinin dengeli oranlarda tüketilmesidir. Yağ ve şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Proteinden zengin bir beslenme şekli seçmelisiniz. Yağsız süt ve süt ürünleri, balık ve beyaz etler diyetinizde yer almalıdır. Mutlaka bol taze meyve ve sebze alınmalı, bunun yanında makarna, pirinç, baklagiller gibi farklı besin gruplarını da tüketmelisiniz. Gebelik öncesi doktorunuza başvurduğunuzda destek tedavisi için folik asit kullanmanızı isteyecektir. Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren "B9 vitamini" yani folik asit alınması çok önemlidir. Normal düzenli ilişkiye rağmen bir kadının gebe kalamaması durumunda kısırlık incelemelerini başlatmak için genellikle çok aşikar bir anormallik yoksa 1 yıl beklenir. Bir yıl sonunda herhangi bir patolojisi olmayan çiftlerin bile gebe kalma şansı %98’dir. Yani %2 olguda her şey normal olmasına rağmen gebelik 1 yıl gecikebilir. Gebe kalma şansı düzenli adet görenlerde adetin 12-15. günlerinde en fazladır. Düzenli bir cinsel yaşam ve haftada 3 veya daha fazla ilişki gebe kalma şansını artırır. Vücutta depolanmadığı, gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu ve doğal gıdalarla yeterlince karşılanmadığı için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Folik asit eksikliğinde “nöral tüp defekti” denen sinir sisteminde omurilik kanalının tam kapanamamasına bağlı anomaliler olur. Özellikle, daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren mutlaka folik asit alımına başlamalıdırlar.Sigara kullanıyorsanız, mutlaka bırakmalısınız. Sigara gebe kalma şansını azaltır ve gebelikte kullanıldığında düşük ve çocukta gelişme geriliğine neden olur. Alkol de bırakılmalıdır. Stres ve endişeden uzak durmalısınız. Gebeliğe karar verdikten sonra gebelik oluşumunun ilk aylarda olmaması sizi strese sokmamalıdır. Her şey normal olsa, uygun zamanda ilişki olsa bile her ay için gebelik şansı %25 civarındadır. Gebeliğin ilk adımı ve en doğru yolu, onu önceden tasarlamaktır. İdeal olarak gebe kalmak istediğiniz zamandan 3 ay öncesinde, doktorunuzla bir ön görüşme yapmanızda önemli yararlar vardır. Doktorunuz, sizin sağlık ve sosyal bakımlardan özgeçmişinizi değerlendirecek, muayenenizi yapacak, çeşitli tetkikler yapacak bu şekilde gebelik sırasında oluşabilecek anormal durumlar karşısında hem sizi hem de kendisini hazırlayacaktır. Ayrıca, gebelik öncesi vitamin (folik asit) desteği ile bebekte ortaya çıkabilecek sakatlıklara karşı tedbir alacaktır.

yorum (0) / Read More

/

AKRABA EVLİLİĞİ VE SONÇLARI

AKRABA EVLİLİĞİ VE SONÇLARI
Ülkemizde her gün binlerce kişi evleniyor.Evlendiğinde hastalıklı çocuk sahibi olma ihtimali vardır. Anne ve babanın her ikisinden de hastalıklı gen alan çocuk HASTA olur. Akraba dışı evliliklerde hasta çocuk sahibi olma ihtimali düşüktür!Akraba Evliliklerinde En Sık Rastlanan HastalıklarKan Hastalıkları Göz, kulak, kalp ve şeker hastalıkları, Zeka geriliği, fenilketonüri Vücut yapısındaki bozuklukları sayabiliriz. Bunların yanında hastalıklı çocukların topluma ve ailesine getirdiği yük ve sorunlar da çok önemlidir. Akraba evliliklerinin bu evliliklerden farkı nedir?Aynı soydan gelen kişilerin yaptığı evliliğe AKRABA EVLİLİĞİ denir. Akrabalık; anne soyundan gelebileceği gibi baba soyundan da gelebilir. Her ikisi de aynı derecede önemlidir.Akraba evliliği genel olarak iki derecede incelenir:Anne veya babalarından biri kardeş olan bir çiftin yaptığı evliliklere 1.DERECE AKRABA EVLİLİĞİ (Kuzen Evlilikleri) denir. Büyükanne veya büyükbabalarından biri kardeş olan çiftlerin yaptığı evliliklere ise 2.DERECE AKRABA EVLİLİĞİ (Torun Evlilikleri) denir. Akraba evliliklerinin çocuklardaki etkisi nasıl oluşur?Her çocuk anne ve babanın özelliklerini taşır. Anne babanın özellikleri kromozomlar üzerindeki genlerle çocuklara taşınır. Bu genler bir çifttir. Aynı soydan gelen kişilerin gen özellikleri benzerdir.Her ikisi de bir bozuk gen taşıyan anne babadan doğan çocuklar sağlam geni alırsa SAĞLIKLI olur. Anne veya babadan bir sağlam bir hastalıklı gen alırsa TAŞIYICI olur. Kendileri hasta olmasa bile hastalığı bir sonraki nesile taşırlar. Hasta çocuğun yaşam kalitesi çok düşük olacak, ilaçlara ve çevresine bağımlı olarak yaşayacak belki de toplumdan itilecektir. Hasta çocuğa sahip olan anne baba hem maddi, hem manevi yük altında kalarak yıpranacaklardır. Mümkün olduğunca akraba evliliğinden kaçınarak çocuğumuzun sağlığıyla kumar oynamayalım.

yorum (0) / Read More

/

KADINLAR KENDİ KENDİNE MUAYENE NASIL OLUR?

KADINLAR KENDİ KENDİNE MUAYENE NASIL OLUR?
Nelere dikkat etmelisiniz? Gözle değerlendirmede memelerinizde belirgin şişlik, meme cildinde içe doğru çekilme alanları, renk değişiklikleri, kızarıklık, yüzeysel damarlarda önceden var olmayan bir belirginleşme hali, ciltte "portakal kabuğu" manzarası (cilt yüzeyinde lenf kanalı tıkanıklıklarına bağlı olarak portakal kabuğu görünümünü andıran değişiklikler) gibi bulgular arayın.. 3-Memelerin ayakta elle değerlendirilmesi Bu muayene ideal olarak duş altındayken sabunlu elle yapılır. Zira suyun ve sabunun etkisiyle meme dokusundaki muhtemel kitleler çok daha kolay ulaşılır hale gelirler. HANGİ DURUMLARDA DOKTORUNUZA BAŞVURMANIZ GEREKMEKTEDİR.-Memede veya koltuk altında ele gelen kitle,-Memede ağrı,-Meme başında çekilme-Meme başında akıntı-Meme cildinde çekilme veya herhangi bir değişiklik fark edildiğinde doktorunuza başvurmalısınız Özellikle bir pozisyondan diğerine geçişte bazı değişiklikler belirginleşebilir. Aynada memelerinizden birinin diğerine göre daha farklı bir boyutta olduğunu fark ederseniz endişeye kapılmayın. Başka bir bulgunun yokluğunda bu, yapısal normal bir durum olarak kabul edilir.Meme ucunun içe doğru çekilmesi, tümüyle içe gömülmesi, meme başında şekil ve renk değişiklikleri aramanız gereken diğer bulgulardır. Meme uçlarınız önceden beri içe dönükse bu yapısal bir durumdur, önemli olan böyle bir değişikliğin yeni ortaya çıkmış olup olmamasıdır. Bir pozisyondan diğerine geçişte içe gömülen veya dışarı taşan meme başı normal dışı bir durumun habercisi olabilir. Elle değerlendirme usulleri Elle değerlendirmede meme dokusu asla baş ve işaret parmağı arasında sıkılmamalı, elin baş ve serçe parmakları dışında kalan üç parmağı meme dokusu üzerine yerleştirilerek tarama parmakların hassas olan iç yüzeyleriyle dokuyu hissederek yapılmalıdır. Meme dokusunun tümüyle taranması, memenin koltukaltından göğüs kemiğine, köprücük kemiğinden memenin alt sınırına kadar tüm alanların dikkatlice hissedilerek taranması demektir. Bu amaca yönelik olarak parmak uçlarınızı meme üzerinden kaldırmadan memenin tamamını ya daireler çizerek, ya yukarıdan aşağı-aşağıdan yukarı tarayarak ya da merkezden dışa tarayarak değerlendirebilirsiniz. 2-Memelerin yatar pozisyonda elle değerlendirilmesi Memelerinizi yatar pozisyonda elle değerlendirmek için sırtüstü yatın. Sağ omzunuzun altına bir yastık veya katlanmış bir havlu yerleştirdikten sonra sağ elinizi başınızın altına koyun. Bu aşamada meme dokunuz bir yana doğru kaymamalı ortada durmalıdır.Kendi kendine meme muayenesinin üç ayrı aşaması vardır: 1-Gözle değerlendirme, 2-Yatar pozisyonda elle değerlendirme, 3-Ayakta elle değerlendirme. Her bir aşama meme dokusu hakkında çok değerli bilgiler verir ve mutlaka uygulanmalıdır.1-Memelerin gözle değerlendirilmesi Kendi kendine meme muayenesinin ilk basamağı memelerin gözle değerlendirilmesidir. İyi aydınlatılmış bir odada üstünüzü çıkarıp ayna karşısına geçerek meme muayenenize başlayın: Elleriniz kalçalarınızdayken, avuçlarınızı önde sıkarken, kollarınız yanlarda serbest sallanır durumdayken, elleriniz havadayken ve vücut öne serbestçe eğilmiş durumdayken, toplam beş ayrı pozisyonda her iki memenizi aynada iyice inceleyin.

yorum (0) / Read More

/

İDRAR KAÇIRMA

İDRAR KAÇIRMA
Bu tür hastalarda tedaviye ostrojen hormonunu da ilave etmek gerekebilir.İdrar kaçırma bir sağlık sorunu olduğu gibi sosyal yaşamı kısıtlayan bir sorundur.Aynı zamanda sürekli ped kullanmak, beklenmedik anda meydana gelen ıslaklıktan utanmak ve idrar kokusu kadınları sosyal ve psikolojik açıdan da zor duruma sokar. Gençlerde ise hafif idrar kaçırma çok sık olmadığı takdirde üzerinde durulması gerekmeyen ve doktora gitmeye lüzum görülmeyen bir sorun olarak algılanır.Halbuki, baştan itibaren alınacak önlemlerle yaşlılıkta sorunun daha da büyümesi önlenmiş olacaktır. Başlangıçta ufak bir operasyonla düzeltilebilecek olan durum, daha sonra daha büyük bir operasyonla rahim alınmasına kadar varan durumlara yol açabilir.Vajinal yoldan yapılan ameliyatlar bir sağlık sorununa çözüm getirirken aynı zamanda doğumlarla oluşan yırtıklar ve şekil bozukluklarını da düzelterek estetik bir çözümü de beraberinde getirmektedir. Bu şekilde doğumlar, zorlanmalar ve doku esnekliğinin kaybolması sebebiyle oluşan şekil bozuklukları da aynı operasyonla düzeltilebilmektedir.Sürekli kullanılan pedler, tahrişe neden olup pişikler oluşmasına yol açar. Ped kullanma zorunluluğu kıyafet seçmekte sorun yaratabilir.İdrar kaçırma korkusu cinsel hayatı etkileyebilir. İster vajinal yolla olsun, ister batından yapılsın idrar kaçırma ameliyatlarının yüzde 30 kadar nüks veya başarısızlıkla sonuçlanma ihtimali vardır.Genellikle bu tür şikayetlerin oluşmasında vajinal yolla yapılan doğumlar nedeniyle pelvis tabanının esnekliğini keybetmesi sebep olarak gösterilmekteydi.Çoğunlukla orta yaşta görülen bu sorun, bazen zor doğum yapmış vajinada yırtıklar olmuş, pelvis tabanı yırtılmış genç kadınlarda da görülebilir. Hafif, orta ve şiddetli olarak üç şekilde görülebilir.Hafif idrar kaçırma; öksürme, hapşırma, gülme ve ıkınma gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda görülür.Orta derecede; merdiven çıkma, yürüme ve ayağa kalkma gibi durumlarda ortaya çıkabilir. İleri derecede ise seyrek de olsa ayaktayken bile eforsuz idrar kaçırma vardır.Şikayetin derecesine göre tedavi planlanır. Örneğin, hafif idrar kaçırma vakalarında önce mesane ve pelvis tabanı egzersizleri ile adalelerin ve sfinkterin güçlendirilmesine çalışılır. Fakat yapılan araştırmalar, sezeryanla doğum yapanlarda da yaşlılıkta, perine tabanının gevşemesi ve idrar tutamama şikayetlerinin olduğunu göstermiştir. Koruyucu olarak genç yaşlardan itibaren düzenli olarak egzersiz yapmak ve pelvis tabanını güçlendirmek ve gerekirse yaşlılıkta östrojen kullanmak genellikle iyi sonuç vermektedir.Kadınlarda idrar kaçırma sanıldığından daha fazladır. Fakat genellikle yaşlılar utandıkları için bu sorunu yakınlarından gizlerler ve meseleyi kendi kendilerine halletmeye çalışırlar.Vajina duvarının ön ve arkada ileri derecede sarkmış olması, beraberinde rahimin de sarkmasına sebep olmuşsa ameliyat kaçınılmazdır. Ameliyat vajinal yoldan yapılabildiği gibi abdomiral yoldan (karından) da yapılabilir.Menopozdan sonra başlangıçta hafif olan idrar kaçırma şikayetleri ostrojen hormonunun azalmasıyla birlikte gittikçe artar.

yorum (0) / Read More

/

PANİK ATAK NEDİR?

PANİK ATAK NEDİR?
Başında uyuşma hissi ve baş ağrısı olan kimse “tansiyonum yükseldi, felç olacağım” diye düşünür. Çok ağır bir atak geçiren kişi, bayılma ve ölüm korkuları olduğu için bir an önce yardım almak ister ve hastaneye gider. Ölüm korkusu yaşıyor musunuz?4. Ataklar sırasında korku hissi birden bire ortaya çıkıp birkaç dakika içerisinde daha da kötüleşiyor mu?5. Böyle bir ataktan sonra tekrar bir atağın gelmesinden ya da atak sırasında olabileceklerden dolayı endişeli ya da korkmuş hissediyor musunuz?6. Ataklarınızdan dolayı alışverişe gidememek, işe gidememek, araba kullanamamak gibi günlük aktivitelerinizde değişiklik yapmak zorunda kalıyor musunuz?Değerlendirme: 1,2,4,5 numaralı sorular ile 3 numaralı sorunun alt şıklarından en az ikisine verdiğiniz cevap "EVET" ise büyük bir ihtimalle sizde panik atak hastalığı vardır. Eğer bunlara ek olarak bir de 6 numaralı soruya "EVET" cevabını verdiyseniz panik atak hastalığınıza agorafobi de eşlik ediyor demektir. Bununla birlikte unutulmamalıdır ki agorafobi eşlik etsin ya da etmesin panik atak hastalığınızın olup olmadığına ancak uzman bir doktor karar verebilir.Tedavisi mümkün olan bir hastalıkla yaşamak zorunda değilsiniz! Zaman içerisinde eve tansiyon aletleri alınır. Sürekli irtibat halinde aile doktorları olur, panik atak geldi ya da gelecek diye korktukları için yardım alma ihtiyacı duyarlar. Zamanla bu korkudan dolayı hastalar yalnız başlarına dahi sokağa çıkamazlar.Herhangi bir acil duruma karşı hastane bahçesinde oturan hastalar bile vardır. Çünkü uzaktan hastane belirdiği anda bazı kişilerin panik atakları geçer. Doktor bir şey söylemeden dahi geçen panik ataklar olabilir. Tıpta agorafobi denen meydan ya da açık alan korkusu panik atak ile beraber çok sık görülmektedir. Hastalar kalabalık yerlerde bulunmaktan korkarlar. Yalnız başlarına sokağa çıkmaktan, hatta evde yalnız kalmaktan bile çekinebilirler. Hastalık aniden başlar, ataklar halindedir. Süresi birkaç dakika ile bir saat arasında değişebilir. Bu ataklar sırasında çeşitli yakınmalar olabilir. Bu belirtiler;Baş dönmesi, Çarpıntı, Başta uyuşma hissi, Dizlerin bağı çözülmesi, Çeşitli uyuşmalar ile Bayılma, ölüm, delirme ve kontrolü kaybetme korkusu gibi bedensel şikayetlerdir. Yukarıdaki belirtilerden dört tanesinin beraber olduğu ataklar “panik atak” olarak adlandırılır. Kişi eğer panik atak gelecek diye korkmaya başlarsa; yani buna eşlik eden, korkulan bir korku ortaya çıkarsa, tedavi edilmesi gereken bir panik hastalıktan söz edilebilir.Panik Atak Hastalığı Nasıl Oluşur?KalıtımKalıtım, panik bozukluğun oluşumuna zemin hazırlayan önemli bir faktördür. Yani anne ya da babanızda panik bozukluk var ise, sizde de oluşma olasılığı artar.StresHayatının uzunca bir dönemini stres yükü altında geçirenlerde panik bozukluk oluşma riski artar.Alkol ve SigaraHaddinden fazla nikotin ve alkol alımı ile uyarıcıların kullanımı panik bozukluk oluşma riskini artırır.Hayat tarzıBedensel zindeliğin azalması ve az uyku da panik atağın oluşumuna zemin hazırlayan faktörlerdendir.Bedene aşırı dikkatKendi bedenine normalden fazla dikkat eden kişiler daha çok endişelenirler.YaşantılarYaşanan bir kayıp ya da alınan bir ölüm haberi sonrası, ölüm nedeni özellikle kalp hastalıkları ise kişilerde bu konuya karşı olan hassasiyet artarPanik Atak ile Normal Korkunun Farkları!Beklenmediktir ve dışarıdan farkedilebilir bir sebep olmadan başlar.Belirgin derecede şiddetlidir.Kontrol edilemez.Çoğu zaman ölmek, aklını kaçırmak ya da kontrolünü kaybetmek korkusu ile birliktedir.Hastalar devamlı bir sonraki atağın korkusunu yaşarlar.Panik atağı ortaya çıkaran sebeplerden kaçındıkça, günlük hayat gittikçe kısıtlanır.TedaviPanik atak, tedavisi mümkün bir hastalıktır! Tedavideki asıl önemli nokta panik atağın nasıl durdurulması gerektiğinin öğrenilmesidir. Örneğin; çarpıntısı olan bir kişi, panik atak sırasında kalp krizi geçirdiğine inanır. Buna inandığı için de her kalp krizi geçiren insan gibi korkmaya başladığı için bedenin korkuya verdiği reaksiyonlar ortaya çıkabilir; tansiyon yükselir, sıcak-soğuk terleme olur, bedende kasılmalar başlar. Korkudan dolayı çarpıntısı artan kişi bu defa kalp krizi geçirme düşüncesine daha çok inanmaya başlar. Kalp krizi geçirdiğine inancı arttıkça korkusu daha da artar; korku arttıkça çarpıntı artar ve böylece bir kısır döngü oluşur. İşte panik atak, bu kısır döngüdür. Tedavide bu panik atağı hastaların nasıl durduracakları öğretilir. Bu tedaviyi ilaçlarla desteklemek elde edilecek başarıyı daha da artırır. Sadece ilaç tedavisi ile durdurulan panik ataklarda bir süre sonra ilaca rağmen panik ataklar tekrarlayabilir. Çünkü hasta, “ben ilaca rağmen tekrar panik atağı yaşamaya başladım” diye düşünerek telaşa kapılır, korkusu artar ve bu nedenle ikinci atak genellikle daha ağır olur. Bu terapi çerçevesinde hastaların panik atağı nasıl durduracaklarını öğrenmeleri gerekir. Panik atak çağımızın giderek yaygınlaşan bir hastalığıdır. Günümüzde modern yaşamın bireylerde yol açtığı stresler, gerginlikler ve yaşamın daha da karmaşık hale gelmesi panik atağa zemin hazırlamaktadır.Panik atak; aniden, ortada herhangi bir sebep yokken başlar. Her yerde ortaya çıkabilir. Kişiler ani bir çarpıntı, baş dönmesi, baş ağrısı, dizlerinin bağı çözülmesi gibi şikayetler tarif ederler. Bunun neticesinde de bayılmaktan korkarlar, ölüm korkusu olabilir. Kendi bedenleri üstünde kontrolü kaybetmekten çekinirler. Panik atak yaşayan bireyler, “bunu kimse anlayamaz”diye ifade ederler; hatta bazı kişiler “üzerimden kamyon geçmiş gibi oldu” şeklinde anlatırlar.Aslında birçok insan panik atak geçirme riskiyle karşı karşıyadır! Özellikle;Yoğun stres altında bulunan kişiler, Günlük yaşantılarında stresle baş etmekte zorlanan bireyler, Aceleci insanlar, Bir an önce her işin çok iyi bir şekilde yapılmasını isteyen kişiler, Günlük iş, ev ve aile yaşantısında yoğun stresler yaşayan bireyler daha fazla risk altındadırlar. Bunun yanında çeşitli fiziksel hastalıklar da bu riskleri artırır.Panik atak sırasında kişi, kalp çarpıntısı olduğu için “kalp krizi geçiriyorum” diye düşünebilir; hatta öyle olduğuna inanır. Hastamız bir süre sonra açık alanda da panik atak yaşamaya başladığında bunu erken dönemde farkeder ve öğrendiği teknikleri uygulamaya başlar. Bu şekilde de panik atağı durdurmak mümkün olabilir. Panik Atak Hastası mıyım?1. Birden bire ve hiç beklemediğiniz bir şekilde şiddetli korku, kaygı ve sıkıntı hislerine kapıldığınız oluyor mu?2. Atakların, en azından bazılarının, hiç beklemediğiniz bir anda ortaya çıktığı oluyor mu?3. Korku atakları sırasında aşağıdaki şikayetlerden bazılarını yaşıyor musunuz?• Şiddetli kalp çarpıntınız oluyor mu?• Şiddetli terlemeniz oluyor mu?• Titremeniz oluyor mu?• Nefes alıp vermeniz sıklaşıyor mu ya da nefes açlığı hissediyor musunuz?• Göğsünüzde bir sıkışma hissi ya da ağrı oluyor mu?• Sıkıntı hissiniz ya da baş dönmeniz oluyor mu?• Çevrenizdeki herşeyi gerçek dışıymış gibi hissediyor musunuz?• Sıcak basması ve soğuk terlemeniz oluyor mu?• Karıncalanma ve uyuşma hissiniz oluyor mu?• Kontrolünüzü kaybettiğiniz hissine kapılıyor musunuz?•

yorum (0) / Read More

/

BEL VE BOYUN FITIKLARI

BEL VE BOYUN FITIKLARI
Mekanik nedenler• Kas zorlanması• Bel Fıtığı• Kireçlenme• Omur kayması• Omurilik kanalının daralması• Omurga eğrilmesi (Skolyoz)Mekanik bozukluklarda, ağrılı atakların büyük bir kısmı çok kısa sürede iyileşir. Ağrı uzun sürerse tedavi güçleşir, günlük yaşamda ve iş ortamında hareketlerin kısıtlanmasına neden olarak sakatlığa yol açabilir.Bel ağrılarının çok az bir kısmı iltihaplı hastalıklar, infeksiyonlar, kemik hastalıkları ve diğer organlardan yansıyan ağrılara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Genellikle tedavi edilmediklerinde ciddi sorunlara neden olan bu hastalıklarda, tanı erken konmalı ve gereken tedavi uygulanmalıdır. Eğer ağrı iyileşmiyorsa ve tekrarlıyorsa, istirahat sırasında ve geceleri de ağrı oluyorsa, sabah tutukluğu, ateş, kilo kaybı, halsizlik gibi yakınmalar varsa mutlaka doktora başvurulmalı ve nedeni araştırılmalıdır.Sıklıkla menopoz sonrası kadınlarda görülen osteoporozda, omurda kırılma sonucu bel ağrısı gelişebilir.Bel ağrısında risk faktörleriA - Kişisel faktörlerB - Meslekle ilgili faktörlerA - Kişisel faktörler• Kötü duruş• Kondisyon yetmezliği• Sırt-bel kaslarının güçsüzlüğü• Aşırı kilo• Sigara içmekB - Meslekle İlgili FaktörlerFiziksel etkenler• Ağırlık kaldırma, taşıma gibi ağır fiziksel zorlanma• Uzun süre aynı pozisyonda kalma• Sık olarak öne eğilme ve dönme hareketleri• Tekrarlamalı hareketler• TitreşimPsikolojik etkenler• İşinden memnun olmama• Takdir edilmeme• Yetersiz arkadaş desteği• İş baskısı• Monoton işBoyun ağrılarıToplumda her üç kişiden biri, hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekmektedir. Günlük yaşamdaki gerilimler ve iş stresi boyun ağrısının en büyük nedenlerinden biridir. Ayrıca günlük hayatta boyun sağlığına uygun olmayan her yanlış hareket ve duruş omur, disk, eklem ve bağ dokusunda yıpranmaya yol açar. Boyun ağrısına en sık neden olan hastalıklar kas zorlanmaları, boyun fıtığı, yıpranma ve yaşlanmayla birlikte olan kireçlenmedir. Bu hastalıklar daha sıklıkla büro çalışanlarında görülür.Çoğu kişi sabah bir neden olmaksızın ağrılı, gergin, sert ve tutuk bir boyunla uyanır. Kas gerginliğiyle birlikte, boynun yapısal özelliği nedeniyle, boyunda bulunan ve beyin ile kulağın belirli bölgelerine giden damarlar sıkışabilir. Bu durumda baş ağrısı, baş dönmesi, kulak çınlaması gibi yakınmalar olabilir. Trafik kazalarında boyun ve başın şiddetli ve ani olarak öne-arkaya doğru sarsılması sonucu yumuşak dokularda, kas ve bağlarda oluşan zorlanma boyun ağrısına yol açar. Ani hareketler, kaslara aşırı yüklenme, bilinçsiz spor, hareketsiz yaşam boyun fıtığına neden olur. Boyun ileri derecede serttir ve ağrı kolay yayılabilir. Boyun fıtığına bağlı sinir basısı, kas gücü kayıplarına yol açar.Boyunda kireçlenme çok sık görülür ve yaşlanmayla birlikte artar. Kireçlenmede boyun ağrısı, omuz ve kollarda ağrı, uyuşma, karıncalanma ve baş ağrısı olabilir. Bazı durumlarda kireçlenme omurilikte basıya yol açabilir. Boyundaki kireçlenmeye bağlı olarak damarlar etkilenirse baş ağrısı, baş dönmesi, kulakta çınlama gibi yakınmalar görülebilir.Akciğer tümörleri, yemek borusu iltihapları ve mide rahatsızlıkları da boyun ağrısına yol açabilir. El bileğindeki bir dokunun kalınlaşmasına bağlı bir nedenden dolayı da boyun ağrısı olabilir. Boyun ve omurların bambu kamışı şeklini alması, hareket kabiliyetinde azalma gibi belirtiler varsa, romatizmal hastalıktan şüphelenilmelidir.Osteoporoz, omur kırıkları veya omur kayması, kol ve el sinirlerinin sıkışması ile beyin tümörleri de boyun ağrılarına yol açabilir.Meslek hastalığı olarak bel ve boyun ağrılarıİşyerindeki fiziksel ve psikososyal risk etkenlerine ve ergonomik olmayan iş koşullarına bağlı olarak gelişen bel ve boyun ağrıları meslek hastalığı olarak kabul edilir. Bu sorunlardan ergonomi eğitimi ile korunmak büyük ölçüde mümkündür.Bel ağrısı görülme olasılığı daha fazla olan meslek grupları• Ağır fiziksel aktivite ile çalışanlar (inşaat, temizlik, maden, orman işçileri, sağlık personeli, uzun yol şöförleri vb.)• Ofis çalışanları ve bilgisayar kullananlarİşe bağlı boyun ağrısı için risk altındaki meslek grupları• Ofis çalışanları ve bilgisayar kullananlar• Endüstride tekrarlamalı hareketle çalışanlar (tekstil, gıda, otomotiv sanayi vb.)• Diş hekimleri• MüzisyenlerTanıUygun tedaviye karar verilmeden önce hasta mutlaka doktor tarafından muayene edilmelidir. Tanıda klinik muayene ön plandadır. Gerekli durumlarda kan testleri ve görüntüleme tekniklerinden de faydalanılır. Kan TestleriMekanik nedenlere bağlı bel ağrıları olan kişilerde kan testlerinin sonucu genelde normaldir. Bel ve boyun ağrıları her yaşta ve her meslek grubunda ortaya çıkabilen yaygın bir sorundur. Bel ağrılarının bir insanın yaşamında en az bir kere görülme sıklığı %80’dir. Boyun ağrıları ise bel ağrılarından sonra ikinci sırada yer alır.Bel ağrılarıGelişmiş ülkelerde bel ağrısı çok yaygındır. Bel ağrısı ve bel ağrısına bağlı sakatlıklar, üretim kaybı ve işe gidememe toplumun en önemli sağlık sorunları içerisinde yer alır.Bel ağrısı bir hastalık değil, bir belirtidir ve çok çeşitli nedenleri vardır. Bel ağrılarının altında yatan en önemli neden, duruş bozukluğu ve omurganın yanlış kullanılmasına bağlı mekanik zorlanmadır. Mekanik zorlanma duruş bozukluğu, belin ve vücudun yanlış kullanılması nedeniyle, kasların ve eklemlerin zorlanması sonucunda gelişir. İltihap, infeksiyon gibi diğer nedenlerden şüpheleniliyorsa, kan testleri tanıda yardımcı olur. RöntgenÇok ağrı şikayeti olan, tedaviye cevap vermeyen ve tekrarlayan hastalarda mutlaka röntgen çekilmelidir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve Magnetik Rezonans Görüntüleme (MR)Bu görüntüleme yöntemleri omurganın kemik, disk, bağ, sinir ve eklemlerini detaylı olarak incelemek amacıyla kullanılan ileri tetkiklerdir. Tedaviye cevap vermeyen, tekrarlayan, sinire baskı yapan ve mekanik bozukluklar dışında bir neden düşünülerek cerrahi tedavi planlanan durumlarda bu tetkiklere başvurulur. TedaviTedavinin amacı ağrıyı azaltmak, aktif yaşama ve işe dönüşü sağlamaktır. Tedavide kalıcı etkinliği beli ve vücudu doğru kullanmak ve egzersizleri uygulamak sağlar. Bel ağrısı olan kişi belin nasıl çalıştığı, neyin yanlış neyin doğru olduğu konusunda ve çeşitli tedaviler hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Egzersizler doktor önerisiyle belirlenmiş bir program ile yapılmalı ve egzersiz yaparken ani, zorlayıcı hareketlerden kaçınılmalıdır. Ameliyat sonrası beli korumaya ve egzersiz yapılmaya devam edilmelidir.Bel ağrısı, tedavi edilmemiş ve yerleşmişse, hareketler kısıtlanacağı için kalıcı sakatlıklar gelişebilir. Kişinin gereksinimlerine göre özel olarak hazırlanmış, fiziksel işlevleri yeniden kazandırma ve işe döndürmeye yönelik yoğun egzersiz programlarını kapsayan, uzun süreli ve özel rehabilitasyon programları uygulanmalıdır.Koruyucu önlemler• Bel ve boyun hastalıklarını tanımak, risk etkenlerini bilmek• Duruşu iyileştirmek ve o pozisyonu korumak• Öne eğilirken, ağırlık kaldırırken ve taşırken, omurga ve vücudu doğru kullanmak• İş ortamını ergonomik olarak düzenlemek• Vücut kondisyonunu iyileştirmek• İşyerinde ve günlük yaşamda risk faktörlerinden uzak durmakBel ve Boyun ağrısı kişinin sadece kendisini değil, aile ve iş ilişkilerini, dolayısıyla da tüm yaşamını olumsuz etkiler. Omurgamızı tanıyarak, günlük yaşantımızda vücudumuzu doğru kullanarak, işyerimizi ergonomik olarak düzenleyerek, bel ve boyun ağrılarından korunabiliriz.Ağır kaldırma ve zorlanmaya bağlı bel ağrısıyla birlikte bacakta güçsüzlük, idrar yapma ve dışkılama sorunları varsa acil olarak hekime başvurmak gerekir. Bu şikayetler bulunmuyorsa dahi, istirahate rağmen bel ağrısı devam ediyor ve bacağa yayılıyorsa yine hekime başvurmak gerekir. Eğer ağrı bacağa veya ayağa yayılıyorsa, karıncalanma, uyuşma gibi bel fıtığına da uyan şikayetler mevcutsa uygun pozisyonda 2-3 hafta istirahat önerilebilir. Uzun süreli istirahatte kaslar, kemikler zayıfladığından ve iyileşme geciktiğinden, mümkün olduğunca erken normal yaşama dönülmelidir.Tedavide ağrı kesici, iltihap giderici ve kas gerginliğini çözücü ilaçlar kullanılabilir. İltihap giderici ilaçların mide barsak sistemi, kalp, karaciğer ve böbrek üzerine yan etkileri olabilir. Kas gevşetici ilaçlar da dikkat ve konsantrasyonu etkileyebilir. Bu ilaçlar mutlaka doktor kontrolünde alınmalıdır. Uzun süren ağrılı dönemler hareketlerin kısıtlanmasının yanısıra, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklara da neden olabilir. Bu bozukluklar söz konusu ise, doktor kontrolünde gerekli tedaviler uygulanmalıdır.Fizik tedavide, ağrı ve gerginliği azaltmak için sıcak-soğuk uygulamalar, çeşitli elektrik akımları, traksiyon (çekme), masaj ve elle tedavi (manipülasyon) gibi uzman doktorun belirleyeceği çeşitli yöntemler uygulanır. Bazı bel ağrılarında, kaslardaki hassas noktalara ve özellikle bel fıtığında sinir kökü yakınlarına özel tekniklerle kortizon ve lokal ağrı kesici ilaçlar kullanılarak yapılan injeksiyonlar ağrıyı azaltmada yardımcı olabilir. Ağrılı atak döneminde, bel korseleri bel hareketlerinin kısıtlanmasında destek sağlayarak, ağrının azalmasında etkili olabilir. Bel korselerinin uzun süreli kullanımları kas güçsüzlüğüne neden olabileceğinden, önerilmemektedir. Oturma sırasında bel kavsinin küçük bir yastıkla desteklenmesi, belin korunmasında yararlıdır. Bedensel çalışanlarda, iş sırasında kullanılan bel korseleri korunmada etkilidir. Gerekiyorsa uygun korsenin kullanılmasına muhakkak doktor tarafından karar verilmelidir.Bel ağrısı olanların çok az bir kısmında ameliyata gerek görülebilir. Diğer tüm tedavilere cevap vermeyen, dirençli ve ciddi ağrılı durumlarda ameliyat düşünülür. Sinire veya omuriliğe baskı yaparak bacakta ilerleyen güçsüzlüğe, idrar ve dışkılama sorununa neden olan bel fıtığı ve diğer hastalıklarda acilen ameliyat gereklidir.

yorum (0) / Read More

/

EKLEMLER

EKLEMLER
Lokal olarak sorunlu bölgeye orta derecede sıcak uygulama ağrıyı ve eklemdeki tutukluluğu azaltır. Sıcak banyo, sıcak su şişeleri ya da torbaları, infraruj lambaları ile hekimin önereceği krem ve jellerin sürülmesi hekimi rahatlatabilir. Hafif ve orta derecede ağrısı olan hastalarda krem ve jel şeklindeki preparatlar destekleyici tedavi olarak uygulanabilir. Hastalara hekim kontrolünde fizik tedavi ve rehabilitasyon servislerinde fizik tedavi ajanları uygulanabilir.Tutulan eklemlerin çevresindeki kasları güçlendirmeye yönelik egzersizler ekleme binen yükü azaltarak koruyucu etki gösterir.Kişinin yaşadığı ve çalıştığı ortamın koşullarının ona göre düzenlenmesi (sandalye boyunun arttırılması, tuvaletin yükseltilmesi, vb.) gibi günlük yaşamı kolaylaştırıcı bazı önlemler alınabilir.Bütün bu tedavilere yanıt vermeyen, ağrıları geçmeyen ve günlük yaşam aktivitelerini yapmakta zorlanan hastalara protez takılabilir.Çoğu yaşlı bireylerde osteoartrit mevcuttur, fakat rutin bir röntgen kontrolünde ortaya çıkana kadar kişiler bunun farkına varmazlar.Risk FaktörleriGenetik FaktörlerCinsiyetKemik ve eklemlerin kalıtımsal hastalıklarıIrk ve etnik özelliklerGenetik olmayan - Kişiye bağlı faktörlerYaşlanmaAşırı kiloKadın seks hormonlarında azalma (Menopoz sonrası)Kemik ve eklemlerde ortaya çıkan doğumsal ve edinsel hastalıklarÖnceden geçirilmiş eklem ameliyatı öyküsüÇevresel FaktörlerMeslek ve yapılan işe bağlı olarak eklemlerde aşırı zorlanmaEklemlerde büyük travma oluşmasıAşırı sportif aktiviteEklemdeki DeğişikliklerEklem darbelerine karşı destek oluşturan kıkırdağın incelmesi ve yapısının bozulması,Eklemin kıkırdak yüzeyinde pürüzlenme,Eklemin destek etkisini kaybetmesi,Eklemin kenarlarında mahmuz tarzında yeni kemik oluşumlarının gelişmesi osteoartritte eklemlerde görülen başlıca değişikliklerdir.BelirtilerHareket sırasında ve sonrasında eklemde ağrı,Hava değişiminden önce veya hava değişimi sırasında eklemde rahatsızlık,Eklemde şişme ve esneklik kaybı,Parmak ucu üzerinde kemiksel şişkinlikler oluşabilir. Benzer şişkinlikler parmağın orta ekleminde de ortaya çıkabilir.En önemli şikayet ağrıdır. Herhangi bir aktivite sonrası ilgili eklemde duyulan ağrı en sık rastlanan sorundur. Ağrı sızı tarzında ve tutulan eklemde hissedilir. Ağrı hastalığın başlangıç döneminde hareketle artar ve istirahatle azalır. Hastalık ilerledikçe ağrı basit günlük aktiviteler sırasında bile sorun olabilir. Daha ileri dönemlerde gece uyku düzenini bozan sürekli ağrı oluşabilir. Eklemin hareket kabiliyeti kısıtlanabilir. Ağrının şiddeti her zaman sabit değildir. Hiçbir nedene bağlı olmaksızın iyi ve kötü günler hatta aylar olabilir. Bazı hastalar bunu hava durumuna bağlar ya da daha çok fiziksel aktivite ile ilişkili olduğunu düşünür.Ağrı dışında eklemde şişlik, tutukluk, sertlik, krepitasyon (hareket ile eklemden gelen çıtırtı sesi), eklem hareketlerinde kısıtlanma, şekil bozukluğu olur ve sonunda sakatlık gelişebilir. Sabah tutukluğu ya da istirahat sonrası görülebilir. Sabah tutukluğu kısa sürelidir; 15-20 dakikayı geçmez. Osteoartritte en sık tutulan eklemler dizlerdir. Hastalar diz çökme, merdiven inip çıkma, sandalyeye oturup kalkma sırasında zorluk yaşarlar. Dizde şişlik, sıvı birikmesi ve şekil bozukluğu olur. Kalça osteoartritinde kasık bölgesinin dış kısmında, uyluk iç yüzeyinde ve kalçalarda ağrı olur. KomplikasyonlarHızlı kötüleşme: Genellikle ileri formda hastalığı olan yaşlı kişileri etkiler. Birkaç hafta ya da ay içerisinde ağrının şiddetinde belirgin artış ve hareket kaybı gelişebilir.Ağrıda ani alevlenmeler: Bazı durumlarda ağrı çok şiddetlenebilir ve uzun süreli olabilir. Buna eklem etrafındaki şişlik de eşlik edebilir.Eklemin dengesinin kaybolması: Kas gücü kaybı ya da bağların hasar görmesine bağlı olarak gelişir. Ekleme yük bindiği zaman eklemde boşalma hissi olur.TanıBir ya da birkaç eklemde ağrının olması osteoartrit teşhisi için önemlidir. Fizik muayene, dizin direkt radyografisi (röntgen tetkiki) ve diğer eklem hastalıklarını dışlayarak tanı doğrulanır. Osteoartritte kan (sedimentasyon, biyokimya, hemogram) ve idrar tetkikleri normaldir. Direkt grafi tanıda çok yararlıdır. Direkt grafide eklem yüzeyindeki hasara bağlı olarak kemikler arasındaki aralıkta daralma gözlenir. Aynı zamanda eklem kenarlarında osteoartritin varlığını gösteren “mahmuz” tarzında yeni kemik oluşumları (osteofitler) görülür.Radyolojik bulgular ile hastalığın şiddeti orantılı olmayabilir. TedaviOsteoartritin kesin tedavisi yoktur. Uygulanan tedavi ağrıyı geçirebilir, eklemdeki tutukluluğu azaltır ve eklemin daha fazla hasara uğramasını önler. Tedavide ilk basamak hastanın eğitimidir. Kişi öncelikle hastalığı konusunda bilinçlendirilmelidir. Ağır egzersizlerden ve zedelenmiş eklemin aşırı kullanılmasından sakınılmalıdır. Kilo verilmesi ile aşırı yük taşıyan eklemlerde osteoartrite bağlı şikayetler azalır.Ağrılı dönemlerde istirahat önerilir.Erken dönemde tedavi eklemdeki iltihabı gidermeye yöneliktir. Hekim kontrolünde ağrı kesici ve antiromatizmal ilaçlar kullanılabilir. Ancak her hasta bu ilaçlardan aynı şekilde yarar görmeyebilir. Günümüzde en sık görülen romatizmal hastalıktır. Ortalama yaşam süresinin uzaması ile birlikte toplumda yaşlı insan sayısı artmaktadır. Nüfusun yaşlanması ile birlikte dejeneratif eklem hastalığı toplum sağlığını tehdit etmektedir.Dejeneratif eklem hastalığı tıp dilinde “Osteoartrit” olarak da tanımlanır. “Osteo” kemik, “artrit” ise eklem hasarı ve iltihabı anlamına gelir. Osteoartrit halk arasında “kireçlenme” olarak bilinmektedir.Osteoartrit, eklemin üzerine yük binen yüzeyinde hasar oluşması ile başlar. Travma sonucu eklem kıkırdağının zedelenmesi ve eklemde yeni düzensiz kemiksi çıkıntıların( osteofit) oluşumu ile karakterizedir. Bu durum eklemlerin normal, ağrısız, yumuşak hareketlerini bozar. En çok orta yaşlı ve yaşlı kişiler etkilenir. Erişkinlerin üçte birinde, 65 yaşın üzerindekilerin ise %90’ında osteoartrit gelişir.Hastalık yıllar içerisinde sinsice gelişir. Gerektiğinde eklem içine enjeksiyonlar (steroid,vb.) faydalı olabilir.

yorum (0) / Read More

/

MENEPOZ HASTALIĞI

MENEPOZ HASTALIĞI
Ortalama yaş 51 civarındadır. Hiç doğum yapmamış kadınlar menopoza daha erken girerler.Genellikle anne ile kız aynı yaşlarda menopoza girerler. Menopoza girme yaşı kalıtsal olabilir.Beslenme bozukluğu olan ve vejetaryen beslenme tarzını benimseyen kadınlar nispeten daha erken yaşlarda menopoza girerler.Düşük kilolu kadınlar menopoza daha erken girme eğilimindedirler.Yüksek yerde yaşayanlar menopoza daha erken girerler.Düzenli spor yapan bayanlar daha geç menopoza girerler.Erken adet gören kadınlar daha geç menopoza girerler.Düzensiz hayat tarzı (beslenme, içki, sigara, uyku düzeni, stres) olan bayanlar daha erken menopoza girerler.Erken menopoz 35 yaşın altında menopoza girilmesi durumudur. Bu kişilerde doğuştan yumurta oluşturacak hücre sayısı azdır veya geçirilen çeşitli hastalıklar, stres, tedavi amacıyla kullanılan bazı ilaçlar sonucu bu yumurtalar hasar görür.Cerrahi menopoz ameliyat ile yumurtalıkların alınması ve buna bağlı oluşan menopozdur.Türkiye’de ortalama menopoza giriş yaşı 46’dır.Menopoz BelirtileriÖstrojen hormonunun azalması bazı değişimlere neden olur. Menopozun belirtileri her kadına özgü olarak gelişir. Bu belirtiler bazı kişilerde hiç görülmeyebilir ya da çoğu bir arada görülebilir. Menopoz belirtileri; erken, orta ve geç dönem olmak üzere üç aşamada değerlendirilir. Erken dönemde ortaya çıkan belirtileri fiziksel ve -psikolojik olmak üzere iki başlık altında toplamak mümkündür. Zaman zaman hissedilen sıcak basmaları ve bu ısı artışına bağlı olarak yüz ve boyunda kızarmalar ve terlemeler, ayrıca iklim koşullarından bağımsız gece terlemeleri (gece yarısı meydana gelen ve bazen uykudan uyandıran sıcak basmaları) kadınların dörtte üçünde görülür. Ara ara gelen kalp çarpıntıları, sık tekrarlayan baş ağrıları ve sebepsiz baş dönmeleri ile bazen buna eşlik eden mide bulantıları da sık karşılaşılan fiziksel belirtiler arasındadır.Psikolojik belirtiler daha çok yakınma veya şikayet biçiminde dile getirilir. Zihin karışıklığı, dikkat toplayamama, düşünce ve hareketlerde yavaşlama, unutkanlık, sinirlilik ve alınganlık ile huzursuzluk, uykusuzluk ya da depresyon gibi duygusal değişmeler olabilir. Bu yakınmalara genellikle fizik kondisyondaki yetersizlik, halsizlik ve kolay yorulma hissi de eşlik eder. Kişiler, olaylar ve durumlar karşısında kendilerini psikolojik olarak yetersiz hissedebilirler. Belli bir somut nedene bağlı olmayan ağlama nöbetleri olabilir. Bu genel huzursuzluk hali cinsel yaşama da yansıyabilir ve cinsel istekte (libido) azalış görülebilir. Ancak bunun tersi de aynı derecede mümkündür ve kişiler cinsel isteklerinde artış olduğunu farkederler.Orta dönemde görülebilen belirtiler ise fiziksel olarak belirgin değişikliklerin ortaya çıkmasıdır. Memeler ve genital organlar gerileme gösterirler. Meme dokusunda gevşeme ve buna bağlı sarkma meydana gelir. Rahim ile yumurtalıkların boyutları küçülür ve yine sarkma oluşabilir. Klitoris ve küçük dudaklar boyutça gerilerken, gevşeyip sarkarlar. Vagina iç duvarı ve vulva derisi incelir; buna vücut genelinde derinin kuru ve ince bir karakter kazanması da eşlik eder. Saçlar kuruyup dökülürken kol ve bacaklar gibi vücudun diğer bölgelerinde kıllanma artışı gözlenir. Bazen de vücut tüylerinde azalma ve incelme olabilir.Bu durumlar şunlardır:Hipertansiyon,Sigara kullanımı,Migren,Metabolik hastalıklar,Uzun süre yatılması gereken operasyonlar.İlaç tedavisinin yanı sıra menopoz dönemine geçişin iyi algılanabilmesi için psikolojik danışma desteği alınması da önerilir.Menopoz sözcüğünün gerçek kelime anlamı ‘son adet kanaması’dır (Yunanca kökenli Meno: Ay, Pause: Son anlamına gelir). Menopoz, kadınlarda ergenlik çağı ile başlayan ve düzenli aralıklarla her ay tekrarlanan adet kanamalarının sona ermesi ve bir daha adet görülmemesi durumudur. Menopoz, hormon dengesinin değişmesi sonucu doğurganlık özelliğinin kaybedildiği bir dönemdir. Menopoz dönemi, öncesi ve sonrası ile birlikte her bireyde farklılık gösteren yaşamın doğal bir değişim sürecidir. Menopoz öncesi adet düzensizliklerinin başladığı ve bazı menopoz belirtilerinin görüldüğü yıllar pre-menopoz, menopozdan sonraki dönem ise post-menopoz olarak adlandırılır. Birbirini ardarda basamak şeklinde izleyen pre-menopoz, menopoz ve post-menopoz aşamalarına da toplu olarak Klimakterium (Yun. Klimakter: merdiven basamağı) denir. Menopoz dönemi kadın hayatının üçte birini oluşturur. Menopoza girme yaşı 45-55 yaşları arasında değişir. Nefes alma egzersizleri kişiye destek ve rahatlık verir. Bir fizyoterapistin yardımıyla düzenli yapılacak fiziksel egzersizler iskelet sistemini kuvvetlendirecektir. Ayrıca bir diyetisyen yardımıyla da sağlıklı bir beslenme şeması uygulanabilir. Alınan tüm bu tedbirler menopozun geç belirtisi olan osteoporozun önlenmesinde son derece faydalıdır.Unutmayınız ki; Menopoz hayatınızın doğal fizyolojik bir dönemidir. Gerekli önlemleri alarak bu yılları sağlık ve mutluluk içerisinde geçirebilirsiniz. Ses nispeten kalınlaşır. Vagina iç duvarını kaplayan mukoza tabakasının incelip, biyolojik ve fiziko-kimyasal özelliklerinin değişmesi vaginada vajinit, alt idrar yollarında da sistit gibi iltihaplanmaların sık görülmesine ve bunlara bağlı kaşıntı, yanma benzeri yakınmalara sebep olabilir. Bu değişikliklerle birlikte genital bölge kaslarının da gevşemesi idrar kaçırmaya yatkınlığa yol açabilir.Menopoz sürecinin geç dönem belirtileri kalp-damar sistemi ve kemik metabolizması üzerine olan etkilerinden meydana gelir. Kadınlarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı menopoz sonrasında daha yüksektir. Bunda damar sertliği (ateroskleroz) ve buna bağlı olarak da kalp damarlarındaki (koroner damarlar) daralmanın kalp krizine (miyokard infarktüsü) zemin hazırlaması etkendir. Östrojen hormonu kandaki zararlı yağları azaltırken yararlı yağları artırmaktadır. Östrojen damarlar üzerinde gevşetici bir etkiye sahiptir. Östrojen damar içinde pıhtı oluşumu riskini azaltarak kalp krizine karşı koruyucu etki gösterir. Nitekim dışarıdan verilen östrojen hormonunun kalp krizi riskini %25-50 oranında azalttığı görülmüştür.Menopoz sonrası (post-menopoz) kadınlarda görülen diğer bir klinik tablo da kemik erimesi yani osteoporoz’dur (Yun. osteon: kemik; poros: delikli). Menopoz ile birlikte iskeleti meydana getiren kemiklerin mineral yoğunluğu azalmaya başlar. Kemiğin içindeki destek dokusu zayıflar. Önlem alınmadığı takdirde kemik dokusu süngerimsi bir hal alır ve vücuda binen yükler sonucunda kendiliğinden kırıklar meydana gelebilir. Özellikle omurlarda, kaburgalarda, kalça kemiğinin başında ve diğer bacak kemiklerinde kırıklar görülebilir. Osteoporoz kadınlarda 25 yaş gibi çok erken bir dönemde başlayabilir. Bu nedenle 25-35 yaşları arasında sahip olunan kemik kütlesi ne kadar fazla ise menopoz sonrası osteoporoz gelişme riski o ölçüde düşük olacaktır.
Osteoporoz risk faktörleri;Beyaz ırktan olmak,Ailede osteoporoz öyküsü (kalıtım),Erken menopoz,Geç adet görme,Zayıflık,Çok ve sık doğum, Yumurtalıkların ameliyatla alınması,Mide-Bağırsak ameliyatları, Anti-asit kullanımı,Uzun süreli hareketsizlik, Spor gibi fiziksel egzersizlerin yapılmaması,Uzun süreli yatak istirahati,Süt, yoğurt, peynir gibi kalsiyumdan zengin diyetle beslenmeyenler,Alkol kullanımı,Sigara kullanımı,Kortizon tedavisi,Heparin alınımı,Hipertiroidi, hiperparatiroidi ve Cushing hastalığı; osteoporoz riskini artıran faktörler arasında sayılabilir.Menopoz ile bağlantılı olarak ortaya çıkan bütün bu belirtilerin ve yakınmaların nedeni yumurtalıkların kadınlık hormonu olan östrojen (Yun. oistros: ihtiras; genos: meydana getirmek) üretimini azaltmaları ve nihayetinde kesmeleridir. Nitekim östrojen içeren ilaç verilen menopozlu hastalarda bütün bu belirtilerin ortadan kalkması veya gerilemesi menopozda asıl etkenin östrojen eksikliği olduğunu göstermektedir. Eksilen hormonların, dışarıdan yerine konması tedavisine Hormon Replasman Tedavisi veya kısaca HRT denmektedir. HRT, yani takviye edici östrojen tedavisi herkese uygulanamaz. Bazı durumlarda östrojenlerin yan etkileri yarar yerine daha çok zarar getirebilir. Bunların başında da belli hastalık durumları gelmektedir:Nedeni bilinmeyen düzensiz kanamalar, Karaciğer hastalıkları,Damar tıkanmaları,Miyokard infarktüsüMeme kanseri,Endometrium (rahim içi dokusu) kanseri.Bazı durumlarda ise doktorun bireyi özel olarak değerlendirerek östrojen tedavisine karar vermesi söz konusudur.

yorum (0) / Read More

/

MYOM HASTALIĞI

MYOM HASTALIĞI
Uterusun kas hücrelerinden köken alan iyi huylu tümörler myom olarak adlandırılır. Myomlar kadın üreme sisteminde en sık karşılaşılan tümörlerdir. Her 4-5 kadından birisinde büyük ya da küçük bir myom bulunmaktadır. Myomlar genelde herhangi bir belirti vermezler ve rutin incelemelerde saptanırlar ve bu nedenle tedavi edilmeleri de gerekmez. Düzenli kontroller ile büyüklük ve durumlarının takip edilmesi genelde yeterli olur. Bu kitleler menopoz sonrasında durgun bir döneme girerler ve artik büyümezler,tam tersine küçülme eğilimi gösterirler. Belirti vermeleri durumunda en sık karşılaşılan yakınma adet kanamalarının fazla olması, ve buna bağlı olarak gelişen kansızlık yani anemidir. Myomlar bazı durumlarda kısırlığa ya da tekrarlayan düşüklere neden olabilirler. Myomun konumu infertilte olan ilişkisini belirler. Tüplerin rahim ile birleştiği kornual alana yakın yerleşmiş olan myomlar tüplerin geçirgenliğini etkileyebilirken, endometriumun düzenini bozan myomlar embryonun yerleşmesi ve gebeliğin devam etmesini olumsuz şekilde etkileyebilirler. Yine myomlara bağlı olarak doğum sonrasında kanama fazla olabilir, rahim yeteri kadar kasılmayabilir. Myomların neden olduğu bir başka yakınma da bası nedeni ile görülen ağrı ve komşu organ etkileridir. Çok büyük myomlar karında şişliğe yol açabilir.
Genel olarak kural myom yakınmaya neden oluyor ise ya da bir başka deyişle semptomatikse tedavi edilmesi gerekir. Myomların tedavisi cerrahidir. Ancak cerrahinin değişik şekilleri vardır. En sık uygulanan yöntem rahimin bir bütün olarak alınması yani histerektomidir. Ancak bazı durumlarda rahimin bütünlüğü bozulmadan sadece myomların alınması gerekebilir. Bu cerrahi işlem myomektomi olarak adlandırılır.

yorum (0) / Read More

/

MEMEDEKİ HASTALIKLAR VE TEDEVİSİ

MEMEDEKİ HASTALIKLAR VE TEDEVİSİ
Hamileliğin son döneminde beyindeki hipofiz bezinden salgılanan prolaktin hormonu memelerde süt salgısını başlatır. Memeler her an süt verecek duruma gelir. Meme başı ve etrafındaki koyu renkli kısım genişlemeye başlar. Doğumdan sonra emzirme devam ettiği sürece sütün salgılanması da düzenli bir şekilde devam eder. Emzirmenin kesilmesiyle birlikte memenin uyarılması sona erdiğinden prolaktin üretimi yavaşlar, süt kesilir ve memeler normal boyutlarına dönerler. Adet dönemlerinde adet kanamalarının başlaması ile birlikte memeler de küçülmeye başlar.Özellikle adet öncesi dönemde berrak ve az miktarda meme başı akıntısı normal kabul edilir. Meme başı akıntısı devamlı ve bol miktarda ise incelenmesi gereklidir. Meme başından gelen koyu kıvamlı ve renkli akıntılar mutlaka araştırılmalıdır. Koyu sarı, yeşil akıntılar iltihaba bağlı olabilir. Meme başından gelen kanlı akıntı aksi ispat edilene kadar kanser gibi ele alınmalıdır.Memelerin en önemli hastalığı meme kanseridir. Meme kanseri günümüzde kadınlarda en sık rastlanan kanser türüdür. Yaşamları boyunca her 10 kadından biri meme kanserine yakalanma riski taşır. Daha sonra tekrar büyümeye başlayarak dolgun ve hassas hale gelirler. Memelerdeki gerginliğe bağlı olarak kadınlar adet kanaması öncesinde ağrıdan yakınırlar.Meme hastalıkları nedeniyle hekime başvuran hastaların başlıca şikayetleri şunlardır:Meme ağrısıMemede şişlikMeme başı akıntısıMemede büyüme Meme başı ve meme derisinde çekilmeMemede ele kitle gelmesiMemenin selim yani kanser olmayan hastalıkları arasında en sık görüleni “fibrokistik değişiklikler”dir. Eskiden fibrokistik hastalık olarak tanımlanmasına rağmen son yıllarda kadınları gereksiz yere endişelendiren ve ürküten hastalık terimi ortadan kaldırılarak bunun yerine fibrokistik değişiklikler denmesi uygun görülmüştür. Bu fibrokistik değişiklikler memede yoğun alanlar veya düzgün sınırlı kitleler şeklinde dikkati çeker. Bazı kişilerde bu alanların içinde milimetrikten birkaç santimetre çapına kadar ulaşan kistler gelişir. Kist gelişme yaşı genellikle 30 yaşlarından sonradır. Adet öncesi dönemde memelerin yoğun alanları ve kistlerde diğer kesimlere göre daha çok sıvı birikir; memede gerginlik, ağrı ve hassasiyet ortaya çıkar. Kistler yuvarlak, düzgün sınırlı, hareketli ve sert kitleler halinde ele gelirler. Adet sonrası dönemde yumuşayabilirler. Sıklıkla her iki memede birden görülürler. Muayenede kitle olarak algılanması ilk başta kanserle karıştırılmasına neden olabilir. Ultrasonografi ile tanınırlar. Günümüzde oldukça sık görülen meme hastalıkları kadınların hekime başvurmasının önde gelen sebeplerinden birini oluşturur. Güzelliğin ve doğurganlığın simgesi olan meme kadın sağlığı açısından büyük önem taşır. Meme, hormonların kontrolü altında büyüyen ve gelişen bir organdır. Ergenlik döneminde öncelikle kadınlık hormonu olan östrojenin salgılanması ve daha sonra progesteron hormonunun da etkisiyle meme dokusu gelişerek erişkin hacmine ulaşır. Hamilelik ve adet dönemlerinde hormonların etkisiyle memede bazı değişiklikler görülür. Genellikle menopozdan sonra kaybolmaya başlarlar.Yaşamı boyunca birçok kadın meme başı akıntıları ile karşılaşabilir. Bu akıntı tek veya her iki memede olabilir. Çoğunlukla bu akıntılar önemsizdir.

yorum (0) / Read More

/

MEME KANSERİ VE TEDAVİSİ

MEME KANSERİ VE TEDAVİSİ
BRCA1 geni özellikle genç yaşlarda meme ve yumurtalık kanserine eğilimi artıran spesifik bir gendir. Her 300 kadından biri bu geni taşır. BRCA2 geninin mutasyonu kalıtımsal meme kanserlerinin %70’inden sorumlu olup, erkeklerde meme kanseri oluşmasında da etkilidir.Çok şişman olan kadınlar, zayıf kadınlara göre daha sık meme kanserine yakalanırlar.Hipertansiyon meme kanserine yakalanmayı kolaylaştırıcı faktörler arasında yer alır. Diyet ile fazla miktarda yağ alımı bir risk faktörü olarak kabul edilir.
Memelerin en önemli hastalığı meme kanseridir. Meme kanseri günümüzde kadınlarda en sık rastlanan kanser türüdür. Yaşamları boyunca her 10 kadından biri meme kanserine yakalanma riski taşır. Meme Kanseri Risk FaktörleriCinsiyet Meme kanseri %99 oranında kadınlarda ve %1 oranında ise erkeklerde görülür.YaşYaşla birlikte meme kanserine yakalanma riski artar. Ülkemizde meme kanserinin görülme yaşı ortalama 49’dur.Aile hikayesiBirinci derece akrabalarda (anne, kız kardeş) meme kanseri bulunması halinde risk 3 kat artar. Hala, teyze, anneanne ve babaanne gibi ikinci dereceden yakınlarda bulunması halinde risk biraz daha azdır.Selim meme hastalığı hikayesiAdet kanaması başlangıç yaşının küçük ve menopoz yaşının büyük olmasıİlk adet kanamasının 12 yaşından önce başlaması ve menopoza 55 yaşından sonra girilmesi meme kanserine yakalanma riskini artırır.İlk doğum yaşının büyük oluşuBir kadının ilk doğumunu 30 yaşın üzerinde yapmış olması bir risk faktörü olarak kabul edilir.Doğum yapmamış olmakRadyasyonÖzellikle genç yaşlarda radyasyona maruz kalanlarda bu risk daha fazladır; 40 yaşından sonra azalır.StresDevamlı stres altında yaşayan kadınlarda meme kanserine daha sık rastlanmaktadır. Sosyo ekonomik düzeyin yüksek olmasıAlkol ve sigara kullanımıUzun süreli östrojen hormonu tedavisi almak Genetik faktörler Bir kadının meme kanserine yakalanma riski ortalama yüzde 10 iken BRCA1 ve BRCA2 genlerinde mutasyon olan kadınlarda bu oran %80’e çıkmaktadır. Daha önce rahim ve yumurtalık kanserinden tedavi görmüş olanlar memelerini daha sık kontrol ettirmelidirler.Ne zaman hekime başvurmalıyız?-Memede ele gelen ağrılı veya ağrısız kitleler-Koltuk altında ele gelen kitle veya kitleler-Meme başında çatlama, kabuklanma, kanama, yara, içe çekilme, şekil bozukluğu-Meme başından kanlı veya renkli akıntı gelmesi-Meme cildinde kızarıklık, ateş, damarlarda belirginleşme-Meme cildinin renk, şekil bozuklukları, portakal kabuğu görünümü-Memede çukurlaşma, şişlik-Meme üzerinde yaraların ortaya çıkması-Bu belirtilerin klinik açıdan değerlendirilmesi ve araştırılması hekim tarafından yapılmalıdır.Meme hastalıklarında erken tanı çok önemlidir: 20 yaşından sonra düzenli olarak ayda 2 defa kişinin kendisi tarafından meme muayenesini yapması kendi memelerinin yapısı hakkında bilgi sahibi olması ve zaman içinde oluşacak değişikliklerin farkına vararak hekime başvurması erken tanıyı kolaylaştırması açısından büyük önem taşır.Ailesinde meme kanseri öyküsü olan veya diğer risk faktörlerine sahip kadınlar için düzenli olarak hekim muayenesi yapılmalıdır. 40 yaşından sonra her yıl düzenli olarak tarama mamografisi yaptırılmalıdır. Meme Görüntüleme YöntemleriMamografiUltrasonografi (US)Manyetik Rezonans (MR)Pozitron Emisyon Tomografisi (PET)Mamografi, memelerin röntgen ışınları ile incelenmesidir. Günümüzde meme dokusunu görüntülemede en sık kullanılan radyolojik yöntemdir. Mamografi tarama mamografisi ve gerekirse tanı mamografisi şeklinde yapılır. Mamografi çekilirken memenin maruz kaldığı radyasyon çok düşük düzeydedir. Mamografi ile elle muayenede hissedilemeyecek kadar küçük kanser odakları görüntülenerek, kanser erken evrede saptanabilir. Tarama mamografisi; özel bir risk faktörü bulunmadığı takdirde 40 yaş üstü kadınlarda yılda bir kez yapılmalıdır. 40-49 yaş arasında düzenli mamografi takipleriyle meme kanserinden ölüm oranında %24, 50-74 yaşlar arasında ise %34 oranında bir azalma saptanmıştır. Mamografiye ek olarak sıklıkla uygulanan tanı yöntemi ultrasonografidir. Meme kanseri risk faktörlerini taşımayan 40 yaş altı kadınlarda öncelikle yapılan görüntüleme yöntemidir.Meme hastalıkları tanısında muayene, radyoloji ve laboratuarın her üçü birden rol oynar. Meme hastalıkları mutlaka bir cerrah tarafından değerlendirilmelidir. Mamografi veya cerrahi girişim kararı hastayı muayene eden hekim tarafından verilmelidir. Meme kanserinin tanı, tedavi ve takibi mültidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Cerrah, radyolog, patolog, medikal onkolog (kemoterapist), radyasyon onkoloğu (radyoterapist) ve radyoizotop uzmanı bu yaklaşımda yer alırlar. Genellikle tanıdan sonraki ilk yaklaşım cerrahidir. Erken tanı ile başlangıç safhasında yakalanmış kanserlerde yapılacak cerrahi tedavi de o kadar küçük olur, memenin şeklinde önemli bir şekil bozukluğu meydana gelmez. . Alkol alınımının azaltılması yararlıdır. Fiziksel aktivite çok önemlidir. Genç yaşta egzersiz yapan ve normal kilosunu koruyan kadınlar ömür boyu meme kanserinden korunabilirler. Genetik nedenlerden dolayı meme kanseri riski yüksek olan kadınlar genç yaşta egzersiz yaptıkları ve normal kilolarını korudukları takdirde hastalığın ortaya çıkması gecikmektedir.Kanserli doku büyüdükçe çıkartılması gereken doku miktarı artar. Cerrahiden sonra kanserin tipine ve yayılma derecesine göre önce kemoterapi veya radyoterapi ve gerekirse her ikisi uygulanır. Meme Kanserinden KorunmaMeme kanserinden korunmak ancak risk faktörlerinin kontrol edilmesiyle mümkün olabilir. En önemli risk faktörleri olan cinsiyet ve yaşı değiştirmenin imkanı yoktur. Diğer önemli risk faktörlerinin başında ailesel yatkınlık, adet görme özellikleri, doğum ve sosyo ekonomik durum gelmektedir. Diyetteki yağ miktarının azaltılmasının meme kanseri riskini azaltabileceği tartışmalıdır. Yağın günlük kalori ihtiyacının %30 altına indirilmesi, bol meyve, sebze ve hububat yenmesi önerilmektedir. Balık yağı tüketimi faydalıdır

yorum (0) / Read More

/

YUMURTALIK KANSERİ VE TEDAVİSİ

YUMURTALIK KANSERİ VE TEDAVİSİ
Yumurtalık kanseri riskini azaltan durumlar nelerdir?-Doğum kontrol ilaç kullanımı, -Çocuk doğurma ve emzirme, -Rahmin alınması, -Tüplerin bağlanması, -Koruyucu olarak yumurtalıkların alınması, -Yağlı beslenmeden kaçınma, -Fertilizan ilaç kullanımından kaçınma.
Yumurtalık kanseri erken tanınabilir mi ? Yumurtalıklar (overler) kasık bölgesinde iç tarafta yerleşmeleri nedeni ile erken dönemde tanı konulması zordur. Bununla birlikte hastaların % 25’ inde erken evrelerde tanı konabilmektedir. Erken tanı, tedavi ile başarılı sonuç alma şansını arttırmaktadır. Belli bir bölgede sınırlı yumurtalık kanserli hastaların % 90’ ı tanıdan itibaren 5 yıldan fazla yaşama şansı bulunur. Serviks kanserinin tarama testi olan Pap testinin yumurtalık kanserinin erken teşhisinde yararı yoktur. Yumurtalık tümörleri küçük boyutta iken, muayene ile saptanması oldukça zordur. Ayrıca, yumurtalık kanserleri, erken dönemde çok nadiren belirti verirler. Risk faktörü bulunan ve hiç belirti olmayan kadınlarda tarama amacıyla yapılabilecek ve kesin sonuç sağlayacak bir test günümüzde bulunmamaktadır. Rutin jinekolojik muayene: Bir kadın 18 yaşına geldiğinde veya seksüel yaşantısı başladıktan sonra yıllık olarak jinekolojik muayene olması ve tetkiklere girmesi önerilmektedir. Böylelikle kadın üreme sistemine dahil organlardaki bozuklukların daha erken dönemde yakalanma şansı artmaktadır. Günümüzde yumurtalık kanseri riski yüksek olmayan kadınlarda yumurtalık kanserinin taraması için önerilen kan testi veya görüntüleme yöntemi yoktur. Akrabalarında yumurtalık kanseri olan ve yumurtalık kanseri olma riski yüksek olan kadınlarda, transvajinal ultrasonografi (vajina içine yerleştirilen küçük bir aletle yapılan ultrasonografi yöntemi) ve kan testleri ile taranabilir. Transvajinal sonografi, yumurtalıklardaki kitlesel oluşumları iyi ya da kötü huylu olarak tip tayini yapmaksızın görüntüler. Yumurtalık kanseri ile ilgili kan testleri arasında CA-125 düzey ölçümü bulunur. Yumurtalık kanseri olan kadınlarda bu proteinin kandaki düzeyi yükselir. Enfeksiyon, basit kist gibi bazı kanser olmayan yumurtalık hastalıklarında da CA-125’ in kanda yükselebileceği unutulmamalıdır. Ayrıca bazı yumurtalık kanserlerinde CA-125 yükselmeyebilir. Bu test yüksek bulunduğunda, ileri tetkikler yapılarak (görüntüleme yöntemleri), karın boşluğu içinde sıvı tespit edilirse bu sıvıdan örnek alınıp incelenerek veya doğrudan yumurtalıklardan parça örneği alınarak bir kanserin var olup olmadığı araştırılmalıdır. Kadınlarda kanda CA-125 testi ve transvajinal ultrasonografi yumurtalık kanserinin kesin teşhisi için tam olarak yeterli değildir. Kesin tanı için patolojik inceleme gereklidir. CA-125 testi, yumurtalık kanseri nedeniyle ameliyat geçirmiş ve yumurtalıkları alınmış olan kadınların takibinde çok yardımcıdır.. Bu hastalarda periyodik olarak CA-125 düzeyi ölçülerek uygulanan tedaviye cevap ve tedavi kesildikten sonra gelişebilecek nüksler takip edilir. CA-125 düzeylerinin takiplerde yükselmesi kanser nüksünün önemli bir göstergesidir. Transvajinal sonografi ve CA-125 testleri kesin güvenilir olmamakla birlikte, ailesinde yumurtalık kanseri olan yüksek riskli kadınlarda yapılması önerilir.Yumurtalık kanseri tanısı nasıl konmaktadır?Kasık bölgesindeki bir kitlenin kesin olarak kanser olup olmadığını ayırd eden tek yöntem biyopsidir. Biyopsi, şüpheli kitle veya oluşumdan çeşitli yöntemlerle alınan değişken büyüklükteki doku parçasıdır. Alınan biyopsi mikroskop altında incelenir. Karın içinde sıvı biriken hastalarda (asit sıvısı), bu sıvıdan örnek alınarak kanser hücreleri gösterilebilir. Biyopsi genellikle ameliyat ile alınır. Hastalığın yaygınlığına göre yapılacak olan işlem laparotomi (karın cildi kesilerek yapılan ameliyat türü) ya da laparoskopi (karında açılan küçük bir delikten ışıklı bir aletle girilerek yapılan ameliyat) olarak seçilebilir. Yumurtalık kanserinde cerrahi tedavinin amacı tanı ve evreleme için doku örneklerinin alınması ve kanserli dokuların çıkarılmasıdır. Kitlesel oluşumların yapısının katı veya içi sıvı dolu kistik bir yapıda olup olmadığını ayırd eder. En sık kullanılan görüntüleme yöntemidir. Renkli doppler akımı: Bu yöntem yumurtalıkların damarlarla kanlanmasını gösterir. Yumurtalık kanserlerinde genellikle yumurtalıklara olan kan akımı artar. Ancak bazı iyi huylu hastalıklarda da yumurtalıklardaki kan akımı artabilir.Bir diğer tanı yöntemi, ince bir iğne ile ultrason ya da bilgisayarlı tomografi eşliğinde girilerek parça alınması yöntemidir. Kasıklarda ağrı olması, -Kasıklarda basınç hissine bağlı sürekli idrar yapma veya dışkılama hissinin olması, -Kitle veya karın içinde sıvı toplanmasına bağlı karında şişlik yakınmasının olması, -Gaz, iştahsızlık, uzun süren karın ağrısı veya hazımsızlık gibi sindirim sistemi problemlerinin olması, -Anormal vajinal kanama olmasıYumurtalık kanseri riskini arttıran durumlar nelerdir?-Menapozdan sonra hormon replasman tedavisi, -Aile hikayesinin olması (ailede iki veya üç kişide yumurtalık kanseri varsa risk %7, anne veya kızkardeşte yumurtalık kanseri varsa risk %5’ dir), -Yağdan zengin beslenme, -Perine bölgesine talk pudra uygulanması, -Serum selenyum düzeyinin düşük olması. Bu yöntem hastalığı çok ilerlemiş olması nedeniyle ya da başka bir hastalık nedeniyle ameliyata alınamayan hastalarda tanı konması için iyi bir alternatiftir.Yumurtalık kanserinin tanısında kullanılan görüntüleme yöntemleri nelerdir? Bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans (MR) ve ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kasıklarda bir kitle olup olmadığını saptamada kullanılan radyolojik tetkiklerdir. Ancak bu yöntemler kitlenin kesin olarak kötü veya iyi huylu olup olmadığını ayırd edemezler. Kesin tanı biyopsi olarak isimlendirilen, şüpheli dokudan alınan örneklerin mikroskop altında incelenmesi ile konmaktadır.Bilgisayarlı Tomografi (BT): bir x ışınının insan vücudu etrafında dönerek çeşitli açılardan görüntüleme yapan bir görüntüleme yöntemidir. Alınan görüntüler daha sonra bir bilgisayar tarafından birleştirilerek vücudumuzun içinin detaylı bir görüntüsünü oluştururlar. Film çekilirken ayrıntılar, bir çeşit boya olarak düşünülebilecek bir kontrast madde kullanılarak daha detaylı olarak görüntülenir. Manyetik rezonans görüntüleme (MRI): manyetik alan ve bilgisayar kullanılarak vücudumuzun içinin detaylı resimlerini verir. Bu yöntemde x ışınları kullanılmaz. Ultrasonografi: Prob adı verilen bir aletten salınan ses dalgalarının yumurtalıklar veya diğer organlardan yankılanmaları ile elde edilen görüntülerin bilgisayar yardımı ile ekrandan yansıtılması ile yapılmaktadır.

yorum (0) / Read More

/

YUMURTALIKTAKİ KİSLER VE TEDAVİSİ

YUMURTALIKTAKİ KİSLER VE TEDAVİSİ
Yine bütün hücreler değişik miktar ve yapılarda sıvı salgılarlar. Hücreler arasında bulunan sıvıların bir kısmı kan dolaşımından gelirken bir kısmı da hücrelerin kendileri tarafından yapılır. Bu sıvılar sürekli absorbe edilir ve yeniden yapılır. Bu absorbsiyon ve üretim aşamalarındaki bir dengesizlik ya da başka bir nedenden dolayı sıvının aşırı birikmesine ödem denir. Eğer sıvılar farklı bir doku tarafından çevrelenir ve sıvı alışverişi engellenirse ortaya çıkan oluşumun adı kist olur. Vücutta bulunan hemen hemen bütün dokularda kist ortaya çıkabilir ancak yumurtalık dışındaki organların kistleri çok daha çabuk ve kolay belirti verebilir. Bunun nedeni diğer organlarda meydana gelen kistlerin bu organların fonksiyonlarını bozmalarıdır. Yumurtalık kistlerinin bir kısmı da bu şekilde fonksiyon bozukluğu yaratarak belirti verirken çok büyük bir bölümü de ne fonksiyonlarda bir kayba neden olur ne de uzunca bir süre belirti verir. Over kistleri oluş biçimine göre de neoplastik yani tümöral ya da fonksiyonel olarak da iki bölümde incelenir. Sebepleri: En sık neden hormonal düzensizliklerdir. Normalde her adet döneminde overler içinde yumurta hücresini taşıyan ve boyutları 3 cm'ye kadar ulaşabilen folekül adını verdiğimiz bir kist oluşur. Sonra bunun çatlaması ile yumurta açığa çıkar. Kadın gebe kalmaz ise bu dönemden 14 gün sonra kadın adet görür. Ancak hormonal düzensizliklerde bu yumurta taşıyan kistler ya çatlamaz, ya sabit kalır ya da büyümeye devam ederek bizim basit kist veya folekül kisti dediğimiz kistleri oluştururlar. Geçirilmiş over iltihapları, çok fazla radyasyona maruz kalma da over kistine sebep olabilir. Kimlerde gözükür: Over kisti özellikle adet gören kadınlarda görülür. Adet dönemi başlamayan genç kızlarda veya menopozdaki kadınlarda nadir görülür. Ailesinde over (yumurtalık) kanseri, rahim kanseri bulunan kadınlar da riskli gruba girer. Ne gibi belirtiler verir? Yumurtalık kistlerini kabaca habis ve selim başlıkları altında incelenebilir. En sık görülen iyi huylu over kistlerdir. Yumurtalık diğer organlara göre belirti verme açısından daha fakirdir. Çoğu kez bir şikayet yaratmazlar ve rutin kontroller esnasında fark edilirler. En sık verdikleri belirtiler Adet düzensizliği Karında şişkinlik Karın ağrısı Sindirim sistem, bozuklukları İdrar yolu şikayetleri Over kisti dışında pek çok durum da benzeri şikayetler yarattığından, bu tür yakınmaları olan kişiler genelde durumlarını önemsemezler. Çok fazla büyümeyen bir over kisti karın boşluğu içerisinde kendine rahatlıkla yer bulabileceği için şişlik yapmaz. Benzer şekilde hormon salgısı yapmayan kistler de adet düzensizliği yaratmaz. Ağrı over kistlerinde nadir olarak görülür. Bazı araştırmacılar bu kistciklerin uzun dönemde habis değişime uğrayabileceğini ve over kanserinin öncülü olabileceğini iddia etmektedirler. 2-Follikül kisti Gençlerde en sık rastlanan kistlerin başında gelir. Gelişen yumurta hücresinin çatlamaması ve büyümeye devam etmesi nedeni ile olduğu düşünülmektedir.. Büyüklükleri genelde 2-3 santimetredir, nadiren 4 santimetreyi aşar. Oldukça gergin ve içinde berrak sıvı içeren kistlerdir. Herhangi bir komplikasyon yaratmazlar. Nedeni tam bilinmektedir ancak kabul edilen bazı teoriler vardır. Kronik pelvik iltihabı gibi overlere giden kan miktarının arttığı durumlarda, buna bağlı olarak folliküllere ulaşan hormon miktarlarının normalden fazla olması nedeni ile gelişebileceği bilim çevrelerinde en fazla kabul gören oluş mekanizmasıdır. Yapılan deneylerde konjesyon olarak adlandırılan bu fazla kan akımının follükül aktivitesini arttırdığı gösterilmiştir. Başka bir olası neden ise yüksek dozda gonadotropinlerin varlığında (beyinden salgılanan ve overlerde yumurta hücresi gelişimini uyaran hormonlar) overlerin olması gerekenden fazla uyarılması neticesinde ortaya çıktıklarıdır. Bu teorinin destekçisi kısırlık tedavisi esnasında yumurtlamayı teşvik edici ajan kullanan kadınlarda follikül kistlerinin normalden fazla görülmesidir. Gonadotropin miktarı normal sınırlarda olsa dahi bunların salgılanış şekillerinde meydana gelen dengesizlikler de gelişmiş yumurta hücresinin çatlamasını engelleyebilir ve follikül kistine yol açabilir. Gonadotropinlerin salgılanış şeklini bozan pek çok etken olabilse de genelde altta yatan bir sebep bulunamaz. Başka bir teoriye göre de yumurtalık etrafındaki yapışıklıklar ve herhangi bir nedenle yumurKadınların pek çoğunun sıklıkla yaşadığı korkulardan biri de yumurtalıklarda kist olmasıdır. Hemen hemen her kadında hayatının bir döneminde yumurtalıklarında kist saptanabilir. Bu kistler genellikle bulgu vermezler ve tedavi dahi gerektirmezler. Genelde masum olmalarına rağmen halk arasında çok korkulacak bir hastalık olan over kistleri hep aynı türde değildir. Çok değişik türde hücre barındıran yumurtalık organı dokusu, embriyonik dönemden başlayarak bir çok hormonun etkisi altındadır. Bu değişiklik türden hücreler çeşitli faktörlerin etkisi ile büyüyebilir ve kistleşebilir. Kistlerin içerdikleri hücre türüne bağlı olarak hormon veya benzeri maddeler salgılayabilir. Kist nedir? Kabaca ifade etmek gerekirse kist etrafı kist duvarı adı verilen ve etrafındaki dokulardan farklı bir doku ile çevrili, sıvı içeren kitlelerdir. İnsan vücudunda hiç bir madde statik değildir. Bütün hücreler sürekli ölür ve yerlerine aynı türde yenileri yapılır. talık duvarının kalınlaşması yumurtlamayı engelleyerek follikül kistine yol açmaktadır. Ancak bu görüş bilim çevrelerinde rağbet görmemektedir. Follikül kistleri genelde belirti vermezler. Patlaması ya da kendi etrafında dönmesi ve akut batın tablosu yaratması yok denebilecek kadar azdır. Bazen östrojen hormonu salgılayarak adet düzensizliğine neden olabilir. Sıklıkla başka bir nedenle yapılan ultrason incelemesi esnasında fark edilen follükül kistleri, belirti verdiğinde en sık adet gecikmesine neden olur ve hastalar bu gecikme nedeni ile jinekoloğa müracaat ettiğinde fark edilirler. Follikül kistleri genelde kendiliğinden kaybolur ve tedavi gerektirmez. Üreme çağındaki kadınlarda saptanan ve 5 santimetreden küçük kistler takibe alınır. Hasta bir ay sonra yeniden muayeneye çağırılır. Kistin 1-2 adet dönemi sonrasında kendiliğinden kaybolması beklenir. Bazı zamanlarda kistin küçülmesini kolaylaştırmak için doğum kontrol hapları verilebilir. Burada amaç beyinden salgılanan gonadotropinleri baskılayarak overler üzerindeki uyarıyı ortadan kaldırmaktır. Tedaviye rağmen küçülmeyen ya da büyüme gösteren kistlerde ameliyat gerekli olabilir. Bu kistler genellikle üreme çağındaki genç kadınlarda görüldüğü için ameliyat esnasında yumurtalığa zarar vermeden sadece kist çıkartılır.Eğer ağrı varsa bu kitlenin iltihaplandığını ya da endometriozis olabileceğini gösterir. Nadiren kistlerin kendi etrafında dönmesi (torsiyon) ya da patlaması (rüptür) şiddetli ağrı ve akut karın tablosuna yol açabilir. Kistler mesaneye baskı yaparak sık idrara çıkma, rektuma bası yaparak da kabızlığa yada dışkı yaparken ağrıya neden olabilirler. Zaman zaman da iştahsızlık, kilo kaybı, hafifi bulantı gibi sindirim sistemi yakınmaları olabilir. Akılda tutulması gereken nokta kistlerin çok farklı türlerinin olduğu ve yarattığı şikayetlerin kistin türüne bağlı olabileceğidir. Over (Yumurtalık) kistleri nelerdir? 1-İnklüzyon kisti Sıklıkla rahim ameliyatı esnasında rastlanan fonksiyonel olmayan bir kisttir. Çoğu mikroskopik boyuttadır. Hiçbir belirti vermez ve ultrasonda da fark edilemez. Muhtemelen her yumurtlamadan sonra yumurtalık cidarının bütünlüğünün bozulmasını takiben iyileşme döneminde doku içerisinde germinal epitel adı verilen hücre türünün hapsolmasından kaynaklanmaktadır. 3-Korpus luteum kisti Normalde her yumurtlamadan sonra yumurta hücresinin atıldığı doku farklılaşır ve korpus luteum adı verilen dokuya dönüşür. Korpus luteumun görevi olası bir gebelikte düşük olmadan gebeliğin rahime yerleşmesini sağlayan progesteron adı verilen hormonun plasenta fonskiyonel hale gelene kadar üretilmesidir. Bu doku zaman zaman içinde sıvı birikmesi nedeni ile kistleşebilir. Genelde 3-4 cm büyüklüğündedir. Hormon salgılaması olduğu için adet rötarına yol açabilir. Kist içine kanama olursa kasıklarda ağrı görülebilir. Bazen patlayıp karın içine kanamaya yol açabilir. Bu durumda dış gebelik ile karıştırılabilir. Herhangi bir komplikasyon gelişmediği durumlarda tedavi gerektirmez. Kendiliğinden kaybolurMenopozdan sonra kadınlarda rastlanan kistler daha önemlidir. Bunların kötü huylu olma olasılığı yüksektir. Ancak menopozdaki kadında tesadüfen rastlanan bir kist küçükse (çapı 5 cm'den küçük), tek boşluklu ve inci duvarlı ise kötü huylu olma olasılığı çok düşüktür. Bu kitleler cerrahi tedavi yerine takiple tedavi edilmelidir. Kistler alındıktan sonra tekrarlayabilirler mi? Kistlerin tekrarlaması cinsine göre değişir. Hastayı 6 aylık muayene ve ultrason takibi ile izlemek uygundur. Tedavi edilmezse ya da geciktirilirse hastanın karşılaşacağı sorunlar nelerdir? Kist tedavi edilmezse daha da büyüyebilir, belli bir büyüklükten sonra yırtılarak karın içine kanama yapıp hastanın hayatını tehlikeye sokabilir. Kötü huylu ise vücuda yayılarak ameliyat edilemez aşamaya gelebilir. . 4-Teka-lutein kisti Aşırı hormon salgısına bağlı olarak ortaya çıkar. hemen hemen her zaman çift taraflıdır ve 20 cm kadar büyük olabilirler. Sıklıkla kısırlık tedavisi alanlarda görülür. Tedavide yatak istirahatı ve takip gerekir. Bazı zamanlarda cerrahi tedavi gerekli olabilir. 5-Gebelik Luteoması Gebelik esnasında görülen solid yapıda bir kitledir. Bazen 20 cm kadar büyüyebilir. Hastaların 4'te birinde fazla miktarda salınan erkeklik hormonuna bağlı olarak tüylenmede artış saptanabilir. Gebelik sona erdiğinde kendiliğinden geriler. Ancak diğer tümürlerden ayrımının yapılması gerekir. Nasıl teşhis konulur? Genelde rutin muayene ya da başka bir sebepten dolayı yapılan muayene ve ultrasonografide saptanırlar. Muayenede hastanın yaşı, kitlenin büyüklüğü, şekli, saf kist ya da solid yapıda oluşu, etrafa yapışık olup olmadığı, hassasiyet olup olmadığı, Önemlidir. Ultrasonografide saf kist görünümünde olan ve 5-6 santimden küçük çapta olan kistlerin iyi huylu ve fonksiyonel olma olasılığı yüksektir. Ayrıca tanıda hastanın ve kitlenin durumuna göre tomografi, manyetik rezonans hormon tetkikleri ve kanda tümör belirteçleri incelenir ve tedavi için bir karara varılır. Kistler kötü huylu mudur? Çocuk sahibi olamama nedeni olabilirler mi? Kistle birlikte gebelik oluşabilir mi? Çoğu over kist iyi huyludur (yüzde 80-85) ve genellikle 20-44 yaş arası kadınlarda görülür. Tek taraflı, mobil (hareketli) ve düzgün yüzeyli olan kitleler iyi huylu iken; iki taraflı, katı, yapışık, düzensiz yüzeyli ve hızlı büyüme eğiliminde olan kitleler ise büyük olasılıkla kötü huyludur. Özellikle muayene ve ultrasonda elde edilen bulgular, ayrıca bazı kan tahlilleri ayırıcı tanıda bize yardımcı olur. Kistler her zaman infertilite (kısırlık) nedeni değildir. Eğer oluşum sebepleri hormonal düzensizlik ise infertilite görülebilir. Over kisti ile gebelik oluşabileceği gibi gebelik de over kisti oluşturur. İlk gebelik aylarında gebeliğin devamı için gerekli hormonları salgılayan ve boyutları bazen 8-10 cm'ye ulaşabilen bir kist oluşur. Ancak gebelik ilerledikçe genelde küçülür ya da kaybolur. Takip etmek gerekir. Kistlerin teşhisi için hangi yöntemler kullanılır? Kistin tanısı için muayene ve ultrason yeterli olur. Ancak cinsi hakkında bilgi sahibi olmak için bazı kan testleri gerekebilir. Kanser şüphesinde ileri radyolojik tetkiklere başvurulur. Tedavi yöntemleri nelerdir? Over kistinin tedavisi cinsine göre değişir. Sık gözlenen basit kistler için genelde takip tercih edilir. Bu esnada doğum kontrol hapları kullanmak da kistlerin küçülmesine yardımcı olur. Doğum kontrol hapları yumurtalıkların çalışmasını durdurarak mevcut kistlerin vücut tarafından emilmesine yardımcı olur. İltihabi kistlerde düzenli antibiyotik tedavisi gerekir. Ancak 8-10 cm'yi geçen ya da daha küçük olduğu halde 3-4 aylık takiple de sürekli büyüyen, ultrason ve kan testlerinde kötü huylu olma ihtimali olan kistlerin ameliyat ile alınması gerekir. Cerrahi girişim, bariz ağrı ve kötü huylu olma şüphesi bulunan vakalara uygulanmalıdır. USG'de büyük kistler, çok odalı kistler ya da kan akımındaki artma kanser işaretidir. Kötü huylu kistlerden şüphelenildiğinde hasta hangi yaşta olursa olsun derhal ameliyat yapılmalıdır.

yorum (0) / Read More

/

RAHİMDEKİ SARKMALAR

RAHİMDEKİ SARKMALAR
Kegel adı verilen pelvik kasları güçlendiren egzersizleri düzenli yapın.- Karın içi basıncı artıracak dar korseler ve giysiler giymeyin- Ağır kaldırmaktan kaçının.Rahim sarmasını önlemek için ne yapılabilir?Doğum sonrası pelvik kasları güçlendiren Kegel egzersizlerini yapmak ve ağır kaldırmaktan kaçınmak bu problemle karşılaşmayı engelleyebilir. Belirtiler nelerdir?Hafif sarkmada herhangi bir belirti olmayabilir.Orta derecede, karnın aşağı kısımlarında ağırlık ve bir top üzerine oturuyormuş gibi hissedebilirsiniz. Sırtın ve karnın alt kısımlarında ağrı ve rahatsızlık yakınması olabilir. Uzun süre ayakta kaldığınızda yakınmalarınız artabilir. Cinsel ilişki sırasında ağrınız olabilir.Ciddi sarkmada, rahim dışarıdan görülür ve vajinada büyük bir kitle varmış hissi yaratır.Sarkma yüzünden bazı kadınlar; öksürürken, hapşırırken ve gülerken idrar kaçırabilir, idrar ve gaita yaparken güçlük çekebilirler.Nasıl tanı konur?Jinekolojik muayene ile doktorunuz tanıyı kolayca koyacaktır.Tedavisi nedir?Rahim sarkması tedavisinin bir yolu, rahimi yerinde tutabilmek için pesser adı verilen lastik bir yapıyı vajene yerleştirmektir. Çeşitli su ve hava içeren tipleri vardır. Rahim, normal bulunması gereken yerden aşağıya, vajinaya doğru sarkmıştır. Bazen dışarıdan görünecek kadar aşağıya gelebilir. Nasıl oluşur?Rahimi yerinde tutan kas ve bağların zayıflaması ve gerilmesi nedeniyle oluşur. Çocuk doğurma ve yaşlanma bu zayıflığın nedeni olabilir. Bazen de genetik olarak bu destek yapıları zayıf olabilir.Fazla kilolu kişiler, kronik öksürük yakınması olanlar ve ağır yük kaldıranlarda daha şiddetli formlar görülebilir. Diğer bir yolsa vajinal yoldan ameliyatla rahimi çıkarmak veya abdominal yoldan bağları kuvvetlendirmektir.Neler yaparak bu problemle başa çıkabilirim?Rahim sarkması riskini azaltmak için çeşitli şeyler yapabilirsiniz:- Fazla kilolarınızdan kurtulun.- Barsak hareketlerini düzenlemek için lifli gıdalar alın.

yorum (0) / Read More

/

RAHİMDEKİ KANSER OLUŞUMU

RAHİMDEKİ KANSER OLUŞUMU
Doktor rahimin iç yüzeyini hafifçe kazıyarak analiz etmek üzere doku örnekleri alır. Bu işlem için herhangi bir şekilde anestezi gerekir ve bu genellikle hastanede, gece yatmadan, yapılır. Eğer kanser olduğu belirlenirse ve rahimden öteye yayıldığını düşündürecek bir neden yoksa, doktor birtakım testler yaparak başka tümörler olup olmadığını araştırır.Genellikle yavaş ilerleyen ve teşhis edildiğinde hala yayılmamış olma ihtimali yüksek olan bir türdür. Bu da, yakalanan kadınların çoğunlukla tedavi edilebildiği anlamına gelir. Erken teşhis edildiğinde, en az 5 yıl kurtulma ihtimali % 88dir. Hatta tedaviyi de (ameliyat ve ışın tedavisi) zorlaştırır.Günümüzde, östrojen takviyesi yöntemi çok daha düşük dozda östrojeni, ayın belli bir kısmında projesteronla birlikte kullanarak uygulanmaktadır. Bu nedenle, uygun bir östrojen tedavisi görüyorsanız, bu sizin nüfusun geri kalan çoğunluğundan daha fazla kanser riskine sokmaz. Ancak menopoz belirtilerine karşı östrojen tek başına alınırsa kanamaya neden olabilir. Bu kanama endometriyal kanserin sebep olduğu bir kanamayla karıştırılırsa, teşhis gecikir.Rahim kanserine, rahimin iç yüzeyinde yani endometriumda başladığı için endometriyal kanser de denir. Amerikalı kadınlara musallat olan en yaygın kanser türüdür ve erken yakalandığında hemen her zaman tedavi edilebilir. Genellikle menopozdan sonra 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar. Araştırmacılar kesin sebebini bilmiyorlarsa da menopozdan sonra alınan östrojen takviyesinin katkısı varmış gibi görünmektedir.Belirtiler- Menopozdan sonra vajina kanaması;- Menopozdan önce ağır kanamalı adetler veya iki adet arasında kanama;- Vajinadan pembe, sulu bir akıntı.Şişmanlık endometriyal kansere zemin hazırlar. Rahim kanserine yakalanma ihtimali yüksek olan kadınlar; hiç doğum yapmamış olanlar, 52 yaşında h~l~ adet görenler, kısırlık veya düzensiz adet problemleri olanlardır. Doğum kontrol hapı kullanan kadınların endometriyal kanser olma ihtimalleri azalır.TeşhisRahim kanseri erken safhalarda belirti göstermez. PAP Smear testi, olayı vakaların yarısından daha azında yakalayabilir ve muayene sırasında da farkedilmez. İlk işaret vajinada kanamadır.Belirtiler varsa, doktor endometriyal biopsi yapar. Doktor muayenehanesinde genellikle anesteziye gerek olmaksızın, rahimin iç yüzeyinden, analiz edilmek üzere küçük bir parça alır. Rahim kanseri varsa, biopsi çoğunlukla bunu tespit eder.Daha kesin bir teşhis için kürtaj gereklidir.

yorum (0) / Read More

/

KANSER

KANSER
Tümör adı da verilen bu kitle kanser olayının ta kendisi. Bu kanserli hücreler o organa ait görevlerini yerine getirmedikleri gibi, çevre hücrelerin üstüne baskı yapıp onların yiyeceğini çalmaya başlıyorlar, ve günün birinde lenf dolaşımına katılarak bezelere sıçrıyor veya kan dolaşımına katılarak diğer organlara gidiyorlar-karaciğer, akciğer, kemik gibi. Kanserin insanin ölümüne yol açması işte bu hücrelerin organların görevini sürdürmesine mani olması ile gerçekleşiyor. KANSERİN NEDENLERİ? -Sigara alkol kullanımı, -Uzun süre güneş altında kalma, -Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma, -Bazı kimyasal maddeler (katran, benzen,boya maddeleri, asbest, bazı kozmetikler ve deterjanlar…) -Bazı virüsler , -Hava kirliliği, -Radyasyona maruz kalma, -Kötü beslenme alışkanlığı KANSERİN ÖN BELİRTİLERİ -Rahim veya makattan gelen anormal kanama veya akıntı, -Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler, -İyileşmeyen yaralar, -Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük, -Büyük abdest ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler, -Yutma güçlüğü ve hazımsızlık, -Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara olduğunda dikkatli olunuz. -Bu değişiklikler görüldüğünde bir hekime başvurmayı ihmal etmeyiniz! KANSERDE ERKEN TANININ ÖNEMİ 1. Tedavi şansını artırır. 2. Tedaviyi kolaylaştırır. 3. Tedavi giderini azaltır. 4. Doku ve organ kaybını önler. 5. Sakatlık bırakmaz. KANSERLERİ ÖNLEMEYE YÖNELİK PRATİK ADIMLAR 1. Adım: Bitkisel diyetleri seçin: özellikle az işlenmiş olmak üzere, günlük 600-800 gr nişastalı veya bitkisel proteinli yiyecekler tercih edin. Bu da günlük 7 veya daha fazla öğün, ekmek, pirinç, makarna bezelye, fasulye gibi baklagiller patates gibi kök bitkileri fındık, fıstık gibi tohumsal bitkiler demektir. Bitkisel besinler vücudumuzdaki kanserojenlerin kansere sebep olmadan önce yok edilmelerini sağlayan, gerekli vitaminleri, mineralleri, diyetsel lifleri ve diğer önemli maddeleri içerirler. Genel olarak yağdan ve kaloriden fakir olup, sadece kanseri önlemekle kalmaz aynı zamanda fazla kilo alımını da önlerler. Bitkisel besinler sadece besleyici değil aynı zamanda doyurucu olup, bunların fazla miktarda tüketilmesiyle diğer kansere risk hazırlayan besinler için yer bırakmazlar. İşlem görmüş besinlerin besleyici ve kansere karşı koruyucu özellik gösteren içerikleri kaybolup, üreticiler tarafından daha sonradan katılmış olan zenginleştirmeler orijinalin yerini tutamazlar. 2. Adım: Bol sebze ve meyve yemeği tercih edin: Yıl boyunca her gün 400-800 gr veya beş veya daha fazla porsiyon çeşitli sebze ve meyve yenmesidir. Bilimsel veriler sebze ve meyveden zengin diyet seçiminin kanser riskini %20 oranında azalttığını göstermektedir. Sebzeve meyveler koruyucu etkilerini vitaminler, mineraller, lifler ve bitkisel kimyasallar arsındaki kompleks etkileşimler ile göstermektedirler. Özellikle yeşil yapraklı bitkilerin, şalgam, kabak, havuç, domates ve turunçgillerin koruyucu olduğu düşünülmektedir. En çok yemek gereken ve gerekli olan tüm maddeleri içeren "mucizevi bir bitki" henüz bilinmemektedir. Bu yüzden çok çeşitli bitkisel besinlerle beslenmek iki-üçü üzerinde yoğunlaşmaktan daha faydalıdır.Kanser belirli bir doku veya organdaki hasarlı hücrelerin kontrolsüz bir biçimde üreyerek bir kitle veya tümör oluşturmasıdır.Kanser vücudumuzda bir hücrenin günün birinde hiçbir kontrol dinlemeden büyüyüp çoğalması sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Vücudumuz çeşitli organlardan oluşmaktadır ve her organ milyonlarca hücreden meydana geliyor. Zaman içinde bu hücreler büyüyüp bölünerek o organı yeniliyorlar. Bir hücrenin ne zaman büyüyüp bölünmesi gerektiğini hücre çekirdeğinde bulunan genler tayin ediyorlar. Bir grup gen, hücreye "büyü-bölün" diyor; diğer bir grup da "artık yeter dur" diyor. Günün birinde bölünmeyi sağlayan genler fazla çalışmaya veya bölünmeyi durduran genler çalışmamaya başlarsa, hücre durmadan bölünmeyi sürdürüyor ve ortaya bir kitle çıkıyor. Bunun yanında tatlı olanları doğal şekerleri içerdiğinden, rafine edilmiş şekerlere göre daha sağlıklıdır. 3. Adım: Sağlıklı kilonun korunması ve fiziksel olarak aktif bir yaşam sürün: aşırı kilolu veya düşük kilolu olmak kanser riskini artırdığından, yaşamımız boyunca sadece kalori alımımızı kontrol altında tutmakla kalmayıp, aynı zamanda sürekli ve düzenli bir fiziksel hareketlilik içinde olmalıyız. Düzenli fiziksel aktivite yapmak sadece bizi ciddi hastalıklardan korumakla kalmayıp aynı zamanda kendimizi iyi ve zinde hissetmemizi de sağlamaktadır. En ideali aktif bir hayat tarzı sürdürmektir. Fakat sakin bir iş yaşantınız varsa, her gün yapabileceğiniz bir saatlik bir yürüyüş ve haftada bir yapabileceğiniz daha ağır bir egzersiz size yeterli olacaktır. Önemli olan günlük toplam aktivite olduğundan, gün içinde düzenli olarak bir saat ayıramadığınız durumda, kısa zaman dilimlerinde yapacağınız sık egzersizler denenebilir. -iş yerinize yürüyerek gidip gelebilirsiniz -iş yerinize bisiklet ile gidip gelebilirsiniz -bahçe ile uğraşabilirsiniz -ev işleriyle uğraşabilirsiniz -merdiven çıkabilirsiniz İdeal vücut ağırlığı vücut-kitle-İndeksi'ne göre 20-25 arasında olmayı gerektirir. Vücut ağırlığınızı (kg cinsinden) boyunuzun (metre cinsinden) karesine bölerek vücut kitle indeksinizi hesaplayabilirsiniz. Sonuç 20'nin altındaysa düşük kilolu, 30'un üzerindeyse fazla kilolu sayılırsınız. 4. Adım: Eğer alkol alacaksanız ortalama miktarda için: Kanser açısından bakıldığında hiç içmemek en iyisidir. Fakat eğer içki kullanıyorsanız bu oran erkekler için günde ikiden kadınlar için ise bir bardaktan az olmalıdır. Aşırı içkiden her zaman kaçınılmalıdır. Marketlerde çok çeşitli az alkollü veya alkolsüz içecekler mevcut olup, içki için bunların tercih edilmesi uygun olacaktır. Unutmayın! hem alkol hem de sigara kullananlar için kanser riski artmaktadır her ne kadar alkolün kardiyovasküler hastalıklar üzerine koruyucu etkisi olduğundan söz ediliyor olsa da bu durum kanser için geçerli değildir.Tedavi tek başına veya kombinasyon olarak uygulanabilir; etkilenen organın veya tümörün çıkarılması amacıyla cerrahi vücudun belli bir bölgesine kontrollü olarak uygulanarak kanser hücrelerinin ölmesini veya kanser kitlesinin küçülmesini sağlayan radyoterapi vücuttaki kanser hücrelerinin öldürülmesini amaçlayan güçlü ilaçlardan oluşan -kemoterapi -prostat ve göğüs kanseri gibi hassas tiplerin tedavisinde kullanılan hormon tedavisi -kanser hücrelerinin tespiti ve öldürülmesi için vücudun savunma sistemini uyarmak için bağışıklık sisteminin doğal olarak ürettiği maddelerin kullanıldığı immünoterapi -akupunktur, meditasyon, aromaterapi ve homeopati gibi destekleyici tedaviler. 5. Adım: Yağ ve tuz içeriği düşük besinler tercih edin: günlük toplam yağ alımınızı, özellikle de hayvansal olanları, ve tuz kullanımınızı bir çay kaşığı dolusu tuz (6 gr) ile kısıtlayın. Sofra kullanımı ile günlük tuz alımımızın ancak beşte birini almaktayız ve kalanı ise işlem görmüş besinler ile gelmektedir. Bu yüzden sofrada ve yemek pişirirken tuz kullanımımızı kısıtladıktan sonra dahi kullandığımız hazır besinlerdeki tuz miktarına da özen göstermek durumu ortaya çıkmaktadır. Tuzu kestikten sonra bu yeni tada ne kadar çabuk alıştığınıza ve tuzlu yiyeceklere karşı ne kadar hassas hale geleceğinize şaşıracaksınız. Yemekler tatsız olmak zorunda değildir, bu yüzden pişirirken içinde tatlandırıcı olarak taze veya kurutulmuş baharat kullanabilirsiniz. Bir çok kutulanmış veya paketlenmiş hazır yemeklerin içinde yüksek miktarlarda tuz olduğunu unutmayın. Genellikle tuz miktarı fazla olan yiyeceklerde aynı zamanda yağ miktarı da fazla olmaktadır. Aşırı miktarda yağ tüketimi sadece kanser riskini artırmakla kalamaz, aynı zamanda kendisi de bir kanser risk faktörü olan şişmanlığa da neden olur. Bu yüzden günlük yağ alımının günlük kalori alımının üçte biri kadar bir oranda tutulması gereklidir. ---Yağ alımını azaltmanın bir çok yolu mevcuttur: -kaymaksız sütü tercih edin -kızartmalar yerine haşlama, ızgara vb. tercih edin -kırmızı et ve ürünlerini kesin -kırmızı etin yağsız kısımlarını tercih edin -kümes hayvanlarının derisini atın -bisküvi, kek ve pastane ürünlerinden uzak durun 6. Adım: Besinleri güvenli bir biçimde hazırlayıp saklayın: Bazı mantar ve küfler kansere neden olabilecek toksik maddeler üretmektedirler. Küfler nemli ve sıcak yerleri sever ve hızla ürerler. Yiyeceklerin buzdolabında saklanması ve saklama uyarılarına uyulması gereklidir. son kullanma tarihi geçen besinleri yemeyin küflü besinleri derhal atın Besinlerin hazırlanma şekli de kanser riskini etkileyeceğinden et ve balığı fazla pişirmeyin. Yanmış et suyunda kanserojenler mevcuttur. Etlerin mangal, barbekü gibi direk ateş üzerinde pişirilmesi de yiyeceğin üzerinde kanserojenler oluşmasına neden olmaktadır. Bu yüzden bu tür beslenmeden mümkün olduğunca uzak kalmak ve etlerin üzerindeki yanmış kısımları temizleyerek yemek en iyisidir. İşlem görmüş besinlerde bulunan nitrat ve nitritler hazım sırasında kanserojenlere dönüşebilirler. Ateşin dumanı da yiyecekler üzerinde kanserojenler oluşumuna neden olmaktadır. Bu yüzden bu tür besinleri nadiren almakta fayda vardır. Hiç unutmayın: Sigara ve her türlü tütünden uzak durun: Eğer bir sigara içicisiyseniz ve bundan vazgeçemiyorsanız, en azından bırakmayı deneyin. Sadece kendi kanser riskinizi azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda çevrenizde sizinle birlikte yaşayan ve çalışan pasif içici kişilerin de kanser riskini azaltmış Kontrol; -sağlıklı besinleri seçin -sigara ve alkol kullanmayın -fiziksel olarak aktif olun -güneş altında cildinizi koruyun -iş yerindeki sağlık ve güvenlik kurallarına uyun -45 yaş altındaki aile yakınlarınızda göğüs, over veya barsak kanseri tespit edilirse, tarama için doktorunuzla konuşun. -kadınsanız göğüslerinizi kontrol edin, 3-5 yılda bir servikal yayma yaptırın -erkekseniz testislerinizi düzenli olarak kontrol edin -konserve ve paketlenmiş besinlerin yağ, tuz ve rafine şeker içeriklerini kontrol edin KANSER NASIL TEDAVİ EDİLİR: Uygun tedavi kanserin türüne göre değişiklik göstermektedir. Kanserin tipi, başladığı organa, geliştiği hücre tipine ve kanser hücrelerinin görünüşüne bağlı olarak belirlenmektedir. Kanserin sınıflandırması vücuttaki uzak yayılımlarına göre yapılmakta olup, tedavi yaklaşımını belirlenmesini sağlamaktadır.

yorum (0) / Read More

/

KADINLARDA AĞRILAR

KADINLARDA AĞRILAR
”ADET AĞRILARIEn sık görülen ağrılardan birisi kadınların her ay yaşadığı adet ağrıları. Bundan şikayet etmeyen kadın hemen hemen yok gibi. Adet ağrılarını ele alan Doç. Dr. Engin Oral, adet ağrılarında etkili olan faktörleri ve daha fazla risk grubunda olan kadınları açıkladı: “Baktığımız zaman iki tane nedeni var, primer veya sekonder olarak ayırıyoruz. Primer biraz daha mahsum, herhangi bir neden yok altında. Sekonderde ise birtakım hastalıklar var. Kadınların çoğu belli bir zaman periyodunda bunları geçiriyor. Genellikle bunlar 20’li ve 30’lu yaşlarda daha fazla oluyor. Birtakım ağrılar vardır ama onlar da adet dışı ağrılar diyoruz. Bunlar çoğunlukla kadın doğum, zaman zaman da cerrahi, ürolojik ve diğer nedenlere bağlı olabiliyor. Yani bir kadının pervik ağrısı varsa illa kadın doğumla ilgili olması şart değil. Bunun içinde mesela en meşhuru iritabıl kolon sendromu veya üriner sistemler.” Genç kızlardaki sancılı adet ile ilgili olarak ise Doç. Dr. Engin Oral, şunları söyledi: “Büyük ihtimalle herhangi bir organik neden yoktur. Çoğunlukla bunlar adet görmeyle birlikte başlıyor. Genellikle orta hatta ağrılardır. Adetin ilk bir iki günü boyunca sürer. Ve her ayda tekrarlar. Genellikle şiddeti aynıdır. Kolik tarzında ağrılardır bunlar. Aslında bu ağrılar çok kötü ağrılar değil ama yaşamı etkileyen ağrılardır. Okula gitmesini engeller, işini engeller, aile hayatını engeller. Bir nevi kızı izole eder. Onun için bunun tedavi edilmesi gerekir. ”AĞRILARA EŞLİK EDEN BAŞKA SAĞLIK SORUNLARIAdet ağrısına eşlik eden başka sağlık sorunlarını da gözlediklerini belirten Doç. Dr. Engin Oral, bunlarla ilgili olarak şunları söyledi: “Doğum kontrol yöntemleri olabiliyor mesela rahim içi araçlar bunu yapabiliyor. Birtakım kötü hastalıklar dediğimiz kanserler bunu yapabiliyor. Bir takım hastalıklar var, miyom gibi...ADET ÖNCESİ SENDROMUAdet ağrılarının adet öncesi sendromla da karıştırılabildiğini belirten Doç. Dr. Engin Oral, adet öncesinde de kadınların yaşadığı birçok problem olduğunu belirtiyor: “Buna piemes diyoruz, adet öncesi gerilim sendromu Türkçesi. Diğeri de adet sırasındaki ağrı. Aslında adet öncesi gerilim sendromundaki şikayetlerden biri de ağrı, onun için birbirine çok karışıyor. Ama şu var; ağrı öncesi gerilim sendromu, adetten önceki son 5-6 günde en çok görülen ve adetle birlikte çoğunlukla biten bir olay. Ve beraberinde yaklaşık şimdiye kadar yüzden fazla semptom tanımlanmış. Birçok fiziksel, emosyonel psikolojik semptomları var. Adet ağrısı ise tamamen sadece adete özgü.”TEDAVİBir çok kadın bunun çözümsüz bir problem olduğunu düşünerek kendi aldığı ağrı kesicilerle sorununu çözmeye çalışıyor, kadınlar bunu bir kader olarak kabullenmişler ve hekime başvurma oranı da istenildiği yüksek değil. Birçok kadının hem iş yaşamını, hem özel yaşımını etkileyen adet ağrılarının tedavisindeki yaklaşımı Doç. Dr. Engin Oral, şöyle açıkladı: “Tedavi kesinlikle mümkün. Çoğunlukla eczaneden veya başka türlü, kadınlar bu konuda kaynak sağlıyor. Muhakkak bir doktora görünmesi lazım. Niçin derseniz, demin de söylediğim gibi, eğer sekonder nedenler varsa altta yatan bir neden vardır, bu da ağrı kesicilerle geçmez. Ama primerse, altta yatan bir neden yoksa ağrı kesiciler hakikaten bu konuda çok önemli bizim için, çok yardımcı. Buna hekimlerin birlikte karar vermesi gerekiyor.ENFEKSİYONLARKadınların sık yakalandığı üreme organlarındaki enfeksiyonların ağrıdaki rolünden söz eden Doç. Dr. Engin Oral, belirtiler konusunda da bilgiler verdi: “Son yılların artan bir hastalığı bu. Buna biz pervik iltihabi hastalık diyoruz. Gerek Türkiye’de gerek dünyada, son 20 yılda yaklaşık 3 ila 4 kat arttı. Bunun önemi şu; kronik pervik ağrısı olan kadınların yaklaşık belki 3’te 1’inin nedeni geçirilmiş enfeksiyonlar. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde şöyle bir sorun var; bunların çoğu kadın atlatıyor ama doktora gitmiyor ya da eksik ilaç kullanıyor. Bir süre sonra bunlar kronik iltihap haline geliyor ve bu kronik iltihabın da çok önemli üç tane sebebi var. İzninizle ben onları söylemek istiyorum. Birincisi kronik pervik ağrı yapıyor, ikincisi dış gebelik sıklığını artırıyor. Çok kullandığımız bir yöntem, özellikle kişilerin bir de kontrol hapları gereksinimi varsa, bu ikisini beraber kullandığımız zaman yaklaşık 10 olgunun 9’unda, hatta 10’unda başarı sağlıyoruz. ”ADET DÖNEMİNDE GÖRÜLEN BAŞ AĞRILARIMigren de bu dönemde artan bir problem. Adet döneminde, menopozda ve doğum kontrol yöntemleri tercih edilirken, doğum kontrol hapları kullanılırken de kadınlar baş ağrılarından yakınıyorlar. Doç. Dr. Engin Oral, bu durumu şöyle değerlendirdi: “Bu iş nörologların işi, biz sadece olayla yandan ilgileniyoruz. Bir de olayın hormonal yönüne bakıyoruz. Mensütel migren tanımı tabi çok eskiden beri konan bir tanım da, son zamanlarda daha çok güncelleşti. Bir kere migren kadınların hastalığı, kadınlarda erkeklere göre daha fazla. Menopozdan önce 3 kadına 1 erkek, menopozdan sonra 2 kadına 1 erkek şeklinde görülüyor. Yani üreme çağındaki kadında bir faktör var ki migreni artırıyor. Burada sorumlu faktörlerden biri olduğu kabul edilen östrojen. Sorun, kime mensütel migren diyeceğiz. Şöyle bir şey var, kadınların çoğunluğu, yani migreni olan kadınların çoğunun yüzde 60’ının migreni artıyor. Ama asıl baktığımız zaman bunların oranı yüzde 10 ila 15 civarında. Hatta uluslararası baş ağrısı cemiyeti bu konuda diyor ki, bir kadının migren ataklarının 10 atağın 9’u sadece iki gün içerisinde oluyorsa, bu 3 ay tekrarlıyorsa mensütel migren deniyor. Burda östrojenin birden bire düşmesi en büyük faktör, seretonin, magnezyum, bir çok faktörler var patolojide, güncelleşiyor, bir sürü yeni fikirler ortaya atılıyor. Biz de zaman zaman bu konuda nörologlara yardımcı oluyoruz.” Adet dönemi migren ağrılarının tedavisiAdet döneminde ortaya çıkan migren ağrısılarının tedavisi ile ilgili olarak Doç. Dr. Engin Oral, şunları söyledi: “Birtakım ilaçlar var, ağrı kesiciler, birtakım ergoagoloidleri, birtakım serotonabolistleri, bunların çoğunluğunu kullanıyoruz. Biz zaman zaman hormonları düzenliyerek bunu yapıyoruz. Östrojen veriyoruz, yani menses öncesi dönemden başlayarak, son bir hafta menses sırasında gerek oral gerekse transermal, böylece yardımcı oluyoruz. Tabi sadece bunu vermek yetmiyor. Asıl mensütel migreni tetikleyen birtakım faktörler var. Açlık, stres, uyku gibi. Bunları da düzenlemek çok önemli.”Kadınların bu dönemdeki, adet döneminde ortaya çıkan migren için de muhakkak hekimleriyle bunu paylaşmaları gerekiyor. Menopoz dönemi ve doğum kontrol haplarıNeden bu dönemde migren ağrıları daha çok görüldüğünü Doç. Dr. Engin Oral, şöyle açıkladı: “Şimdi doğum kontrol haplarıyla yapılan çalışmalarda gösterilmiş ki migrenin başlama olasılığı kullanmayanlara göre 10 kat daha fazla. Bu yüzden de bu ciddi bir tartışma konusu. Acaba doğum kontrol hapları migreni artırır mı ya da migrenli olgulara doğum kontrol hapı vermek gerekir mi, vermek hata mıdır diye.. Burda yapılan hata şudur; yapılan çalışmaların çoğu doğum kontrol haplarındaki östrojen miktarının yüksek olduğu zamanlarda yapılmıştır. Şimdi biliyorsunuz bu değer çok düştü, çok düşük dozlu doğum kontrol hapları var dünyada ve Türkiye’de, östrojen miktarı çok düştü. Bu konuda geçerli konsept şu; doğum kontrol hapları bir miktar migreni artırıyor ama kullanılması için bir şey oluşturmuyor. Diğer bir tartışma konusu, hormon tedavisi için kullandığımız ilaçlar. Menopozdaki hastaların yaklaşık yüzde 15 ila 20’sinde migren türü ağrılar görüyoruz. Bunların çoğunluğu, 4’te 3’ü de daha evvel başlamış menopozu devam eden... Menopoz çok ilginç hakikaten. Bir grup migren ağrıları azalıyor. Bir grup hiç değişmiyor, bir grup artıyor. Üç değişik etkisi olabiliyor Fakat hormon tedavisi kullandığımız ilaçlar bir miktar migren sıklığını artırabiliyor. Ama bunu biz kolaylıkla yönetebiliyoruz. Kullandığımız ilaçların yöntemini değiştiriyoruz, miktarını değiştiriyoruz, tipini değiştiriyoruz. Böylece bu olayları hastaya fayda şeklinde sağlayabiliyoruz. Yani şu yanlış; bu ilaçlar migren sıklığını artırır, gerek doğum kontrol hapları, gerek hormon tedavisi için yanlış bu kavram.”Halbuki hormon tedavisinin kadınları başta kalp damar hastalıkları, alzheimer olmak üzere birçok sağlık sorunundan koruduğu biliniyor. Üçüncüsü de, kısırcık sıklığını artırıyor. Basit bir enfeksiyon kadının hayatını ciddi olarak etkiliyor.”Muhakkak bir kadın doğum uzmanına başvurup enfeksiyonun nedeninin belirlenip tedavinin sürdürülmesi gerekiyor.YUMURTALIK KİSLERİ Yumurtalık kisleri de bir başka şikayet konusu. Doç. Dr. Engin Oral, görülme sıklığı, tedavideki yaklaşım konusunda bilgiler verdi: “Yumurtalık kisleri deyince iki türlü var, bir selin, bir habis. Habisleri konuşmuyoruz, daha çok burda serimeri konuşuyoruz. Yüzde 20 civarında gözüküyor. Bunların içinde en meşhuru endometriozis denen şey. Endometriozis demek, rahim içi dokusunun rahim dışına yerleşmesi, pervise yerleşmesi. En çok yerleştiği yerlerden biri de yumurtalıklar. Yumurtalığa yerleşirse bir süre sonra endometriozis kisti oluşuyor, çikolata kisti dediğimiz kist oluşuyor. Kadınlarda da bu ağrı çok sık görülüyor.”Endometriozisde tedavi yaklaşımıEndometriozisde tedavi yaklaşımı konusunda ise Doç. Dr. Engin Oral, şunları söyledi: “İki yöntem var sizin de bildiğiniz gibi. Birincisi medikal yöntem, ilaçlar. İkincisi ise cerrahi yöntem. Çikolota kislerinde, kesinlikle tek yöntem cerrahi yöntem. İster açık cerrahi, bildiğimiz klasik cerrahi, isterseniz labroskopi, yani kapalı cerrahi şeklinde ama bir şekilde kisin çıkarılması lazım. Eğer bu kis 3 santimden daha küçükse medikal tedavi bazen yararlı olabiliyor. Medikal tedavi de yararlı. Özellikle endometriozise bağlı ağrı varsa, medikal tedavi hakikaten çok yüz güldürücü.”Endometriozismin tekrarla olasılığıEndometriozismin tekrarla olasılığı konusunda ise Doç. Dr. Engin Oral, şunları söyledi: Jinekolojik ağrılar kadınlar için en önemli sağlık sorunlarından birisi. Kasıkta ya da belde hissedilen ağrılar, kadınların günlük yaşantılarını etkileyecek ve hatta işine gidemeyecek kadar ağır olabiliyor.Kadınların hemen hemen en fazla şikayet ettikleri konulardan birisi jinekolojik ağrılar. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Engin Oral, kadın doğum polikliniklerine en çok ağrı kanama ve akıntı şikayetiyle başvurulduğunu, bunların yaklaşık yarısının da akut veya kronik ağrı olduğunu söylüyor. NEDENLERNedenleri konusunda bilgi veren Doç. Dr. Engin Oral, şu bilgileri verdi: “Akut ağrılar diye ayırırsak, bunlar akut acil ağrılardır. Kadını hemen doktora iten ağrılardır. Ayrıca diğer kadın doğum biçiminde olan karın içi patolojileri en büyük etkendir. Asıl bizi çok uğraştıran ve toplumu çok üzen konu ise kronik pervik ağrılardır. Bir kadın eğer 3 ila 6 ay boyunca pervis bölgesinde devamlı ağrıdan yakınıyorsa, biz buna kronik pervik ağrı diyoruz.“Endometriozisten dolayı -4 ameliyat olan bir sürü kadın tanıyorum. Malesef süre gelen bir hastalık, yüzde 30 tekrarlayan bir hastalık, tedavinin iyi veya kötü yapılmasıyla ilgisi yok. Yapıda bu var çünkü. Hatta yeni konseptte endometriozis bir hastalık olduğu konusunda birleşiyor. Bu hastalarda önemli olan uzun dönemde bu hastaları koruyucu tedaviye almak. Çoğunlukla tekrarlıyor malesef.”RAHMİN POZİSYONURahmin pozisyonunun ters olması gibi bir olayın kesinlikle bilimsel bir geçerliliğinin olamadığının altını çizen Doç. Dr. Engin Oral, şunları söyledi: “Bu konsept eskiden bilinen bir konseptti. Fakat şu gösterildi ki 10 kadının 7’sinde rahim öne doğru, 3’ünde rahim arkaya doğrudur, bu normal bir olaydır. Hatta eskiden yapılan birçok ameliyat vardır, arkaya dönük rahimi öne çevirmek için. Şimdi bunların hiçbirini yapmıyoruz. Eğer dediğim gibi düşük dozda doğum kontrol hapları kullanmasına engel yoksa bunları almak gerçekten yarı yarıya, hatta daha fazla adetteki ağrı sıklığını azaltıyor. Migrene gelince ise, migren için de birtakım akapunktur dahil olmak üzere stresi azaltıcı yöntemler, kadın yaşamının düzenlenmesi, alkol, kafeinden kaçınması, birtakım çikolota benzeri yiyeceklerden kaçınması, hakikaten yani migreni tetikleyen faktörlerden kaçınması azaltıyor. Gerek sizin söylediğiniz gerekse diğerlerinin. Ağrısını bilmek bir kere çok önemli, yani ağrısının nedenini bilmek kadın için çok önemli. Adetten biraz önce veya adet sırasında alacağı aneljezikler hakikaten kadını rahatlatıyor. Bir de bununla beraber migreni koruyucu ilaçlar alırsa yaşamı kolaylaşıyor.”Sorun şu; endometriozis olguların çoğunda rahim arkaya dönük. Endometriozise bağlı olarak, yapışıklığa bağlı olarak, bu yüzden rahimin arkaya dönmesi sanki ağrı yapar gibi konuşuluyor, aslında bu sonuç. Yani bilimsel geçerliliği yok.”ÖNLEMLERYaşamı kolaylaştırmak için alınabilecek önlemler konusunda bilgi veren Doç. Dr. Engin Oral, piyasada satılan Primoza isimli bazı bitkisel karışımlardan da söz ederek bunların etkisini değerlendirdi: “Bu tür bitkisel ilaçların bilimsel olarak kanıtları malesef yok. İlaç vermeden, etken madde vermeden yapılan çalışmalarda bu bitkisel kökenli ilaçların etkinliği kanıtlanmamış.

yorum (0) / Read More

/

KADINLARDA KILLANMA SORUNU

KADINLARDA KILLANMA SORUNU
Böbrek üstü bezlerinden en çok salgılanan androjen Dihidroepiandrosteron-sülfattır.Nadiren diğer bazı durumlarda da (hipotiroidi ve akromegali gibi) hirşutizm olabilir. Herhangi bir nedene bağlanamayan hirşutizm durumları da vardır. Hirşutizm, hipertirikoz denilen ve yer olarak normal ancak miktar olarak artmış kıllanmadan ayrılmalıdır, çünkü tedavileri farklıdır. İlaçlardan fenitoin, minoksidil, diazoksit ; kıl büyümesine neden olabilirler. Penisilamin ve streptomisin de çocuklarda benzer etki gösterirler. Hirşutizm, androjen adı verilen seks hormonuna bağlı kıllanma artışı olarak açıklanabilir. Kıllanma artışı genelde üst dudak, çene, kulak, yanak, alt karın, sırt, göğüs ve üst kol ile uylukta meydana gelir.Hirşutizm, genelde androjen hormonunun artışına bağlı olarak meydana gelmekle birlikte bazen de kıl köklerinin bu hormona olan duyarlılığının artışı sonucunda da meydana androjen salınımını arttıran hipotalamao-hipofzer hastalığın neden olduğu Hekzakolorobenzen (mantar öldürücü) de kıllanmada artışa neden olur.Porfiria, hipotiroidizm, dermatomiyozit, akromegali, Hurlersanılmaktadır.Androjen salgılayan over (yumurtalık) tümörleri genelde hızlı kıl büyümesine, adet görmemeye ve virilizasyona (memede küçülme, seste kalınlaşma, kliterusta büyüme, alında açılma gibi) neden olurlar. Bu tümörlerden en sık testesteron hormonu salgılanır.Bazı enzim eksiklikleri ve böbrek üstü bezinden uygunsuz hormon salınımı da hirşutizme neden olabilir. hastalığı, Cornelia de Lange hastalığı kıllanmada artışa neden olabilir.LaboratuvarTestosteron, Dihidroepiandrosteron-sülfat, bir gecelik (overnight) deksametazon süpresyon testi, iki günlük düşük doz deksametazon süpresyon testi, androstenodiol glukuronid ölçümleri tanıda yardımcı olabilir.

yorum (0) / Read More

/

ADET GECİKTİĞİNDE GÖREMEME

ADET GECİKTİĞİNDE GÖREMEME
Normalde bu süre 28 gün olmasına karşın 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır.28 günde bir adet gören, yani siklusu 28 gün olan bir kadının ovulasyon (yumurtlama günü) sıklıkla (şart değil) 14. gündür. Her adetin ilk günü beyinde hipotalamustan salgılanan GnRH adlı hormon, hipofizden folikül stimule edici (uyarıcı) hormon (FSH) salgısını uyarmaya başlar. FSH etkisiyle yumurtalıklardan birinde yeni bir folikül (yumurta hücresini barındıran yapı) olgunlaşmaya başlar. Bu folikül olgunlaştıkça östrojen hormonu üretimi artar, östrojen üretimi arttıkça hipofiz bölgesinden salgılanan luteinizan hormon (LH) miktarı artar.Folikül olgunlaştıkça giderek içi sıvı dolu ufak bir kese haline gelir.Folikül yaklaşık olarak 16-20 milimetre çapına eriştiğinde östrojen hormonu da kanda maksimum seviyeye ulaşır ve bu da LH seviyesinin giderek daha da artmasına neden olur. LH piki (LH'ın en yüksek seviyeye ulaştığı an) olduğunda folikül çatlar ve içindeki oosit (yumurta hücresi) serbestleşerek Fallop tüpünün içine girer.Folikül çatladıktan sonra "çatlama bölgesinde" corpus luteum (sarı cisim) adı verilen bir yapı oluşur ve bu yapı bu defa östrojen hormonuna ek olarak progesteron hormonu da üretmeye başlar. Gebelik oluşmazsa bu yapının işlevi 14 günde biter. Gebelik oluştuğunda ise gebelik ürününü "desteklemek" için bu yapı yaklaşık 10. haftaya kadar progesteron salgılamaya devam eder. 10. haftadan itibaren "gebelik ürünü" kendi progesteronunu kendisi üretebilecek hale gelir ve görevi devralır.Uterusun içi endometrium adı verilen bir tabakayla kaplıdır. Endometrium östrojen etkisiyle kalınlaşır ve yumurtlama sonrası devreye giren progesteron hormonunun etkisiyle döllenmesi muhtemel bir yumurta hücresinin implantasyonu (yerleşmesi) ve gebeliğin başlaması için elverişli duruma getirilir.Corpus luteumun ömrü siklus kaç gün olursa olsun her kadında 14 gündür. Bu süreye yaklaştıkça corpus luteumun progesteron salgısı giderek azalır ve kandaki progesteron iyice azaldığında endometrium tabakası desteğini kaybederek "dökülmeye" başlar. İşte bu dökülme kanamayla birlikte olduğundan adet kanaması adını alır.Corpus luteum ömrünün kısıtlı olmasının özel bir anlamı vardır: 28 günde bir adet gören bir kadında ovulasyon 14. günde olmaktadır, demek ki kadın örneğin 30 günde bir adet görüyorsa bu kadında 30-14=16. gün ovulasyon günüdür. Aksine 26 günde bir adet gören bir kadında 26-14=12. gün ovulasyon günüdür.Bazı durumlarda ise beyinden salgılanan gonadotropin adı verilen hormonlar normal düzeyde bulunabilir ancak bu hormonlar biyolojik olarak inaktif olduklarından yumurtalıkları uyaramazlar ve amenore ortaya çıkar.Eğer tüm tetkikler sonucu bir neticeye varılamıyor ise bu durumda hipotalamik amenoreden söz edilir. Bu durumun kesin tanısı olanaksızdır. Psikolojik faktörler, ani stres, üzüntü, ani kilo kaybı, yoğun egzersiz, hava değişimi gibi faktörler bu duruma yol açabilir.

AMENORE: ADET GÖREMEME SEBEPLERİ:•Asherman sendromu: Geçirilmiş kürtajlara bağlı olarak rahim içinde yapışıklıklar olur ve amenore yanında normal fakat miktar olaarak azalmış adetler olabilir.Tedavisi olayın şiddetine göre değişir.•Gelişim Bozuklukları: Müllerian agenez olarak da bilinir. Burada gelişimsel olarak rahim, tüpler ve vajenin üst kısmı yoktur. Vajen kör bir sonla noktalanır.Over fonksiyonları normaldir ancak kanama olmaz.•Androjen Duyarsızlığı, testiküler feminizasyon: Kişi genetik olarak erkektir ancak erkeklik hormonuna karşı duyarsızlık olduğundan kişinin batın içinde testisleri olmasına rağmen dış görünüşü kadın gibidir.Durum fark edildiğinde testisler alınmalıdır.•Turner Sendromu: Kişide genetik bir bozukluk vardır. 46 yerine 45 kromozom bulunur•Gonadal agenez: Kişide overler gelişmemiştir.•Resiztant over sendromu: Kişide over olmasına rağmen bu hormonlara karşı dirençlidir.•Prematür over yetmezliği: Erken menopoz olarak da bilinir.•Radyasyon ve kemoterapi: Tedavilere bağlı olarak overler fonksiyonlarını yitirir.•Hipofiz tümörü: Hipofiz bezinden kaynaklanan bir tümör nedeni ile hormonal düzen bozulur. En sık prolaktinom görülür. Burada süt hormonu olan prolaktinom fazla miktarda salgılanır ve bu diğer hormonların salınımını bozacağından adet düzenini bozar ve kısırlığa sebep olabilir. En sık bulgu memelerden kendiliğinden süt gelmesidir.Eğer tümör 10 mm'den büyükse cerrahi gerekebilir. 14 yaşına kadar meme büyümesi, tüylenme gibi sekonder seks karakterlerinin gelişmemesi veya 16 yaşına rağmen ilk adetin görülmemesi veya normal adet gören kadında 3 siklus boyunca adet olmaması amenore olarak adlandırılır. Hayatında hiç adet görmemiş ise buna primer amenore, daha önceden düzenli adet gören kadında adetin kesilmesine de sekonder amenore adı verilir.NORMAL ÜREME FİZYOLOJİSİ:Siklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen süredir. Diğer durumlarda ilaç tedavisi yeterli olur.•Sheehan Sendromu: Doğum sonrası kanamaya bağlı olarak hipofiz bezinde enfarktüs olur ve hormon salgılanması bozulur.•Hipotalamik amenore: Daha öncede belirtildiği gibi stres, üzüntü, kilo değişimi gibi nedenlere bağLı olarak görülür.TANI METODLARI:Gerek primer gerekse sekonder amenore mutlaka araştırılması gerek önemli bir durumdur. Amenore şikayeti ile gelen bir kadında ilk önce hormon testleri yapılmalıdır. Burada Tiroid hormonları, prolaktin ve bazı kadınlık hormonlarına bakılır.İkinci adımda bir progesteron challange test (PCT) yapılır. Bu testte kadına 5 gün süreyle progesteron hormonu verilir ve ilaş kesilir.1 hafta içinde kanama olur ise vücütta yeterli miktarda östrojen var demektir. Östrojen varlığı anovülasyon tanısını yani yumurtlama olmaması tanısını koydurur. Gebelik ya da yüksek miktarda erkeklik hormonu varlığında vücutta östrojen olmasına rağmen kanama olmaz. Anovilasyon tanısı konduktan sonra bu teşhise yönelik tedavi protokollerinden biri seçilir.Eğer PCT ile kanama olmaz ise ya vücutta östrojen yetersizdir ya da kanama yollarında bir tıkanıklık vardır. Bunu anlamak için östrojen ve progesteron siklik olarak verilir. Bu tedavi sonucu kanama olursa bir sonraki aşamaya geçilir eğer bu tedavi ile kanama olmaz ise tıkanıklık düşünülür. En sık sebep kürtaj sonrası meydana gelen yapışıklıklardır. Tedavisi cerrahi işlemledir.Bir sonraki adımın amacı over ya da beyinde ki hormon salgılama merkezlerindeki defekti bulmaktır.Bu durumda gonadotropin ve östrojen değerlerine bakılır.Over hormonları normal ve beyinden salgılanan hormonlar yüksek ise beyinde hormon salgılayan bir kitle ya da yumurtalıklarda yetmezlik söz konusu olabilir. Bu durum son derece nadir görülür. Prematür over yetmezliği ya da yaygın adı ile erken menopoz son derece nadir görülen bir olaydır ve bağışıklık sistemi ile ilgili olabileceği düşünülmektedir. Zaman zaman bu durum geri dönüşümlü olabilir.

yorum (0) / Read More

/

ADET GECİKMESİNİN SEBEPLERİ

ADET GECİKMESİNİN SEBEPLERİ
Yılda bir iki kez adet gecikmesi olabilir ancak adet düzensizliği 2-3 ay devam ederse değerlendirilmelidir.TANI NASIL KONULUR?Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı muayene ve ultrasonografi ile tanı koyar. Detaylı yapılacak olan hormon profili analizi de teşhisin en önemli parçasını oluşturur. Tedavi şekli bulunan patolojiye göre değişir. Tiroid hormonu yetersizliğine bağlı durumlarda tiroid hormonu verilir. Prolaktin hormonunun yüksek düzeyde salgılandığı durumlarda, salgılamayı kesici ilaçlar verilir. Anadolu Sağlık Merkezi'nden Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op.Dr. Ebru Füsun Akbay, adet gecikmesinin ne zaman ciddiye alınması gerektiğini anlattı.NEDEN KAYNAKLANIR? Adet gecikmesinin en sık görülen nedenini yumurtanın geliştiği folikülün çatlamaması sonucu ortaya çıkan bir durum oluşturur. Aslında kadınların bir çoğu yılda bir siklüs yumurtanın çatlamaması durumunu yaşarlar. Fizyolojik olan bu durum pek çok kez birkaç günlük adet gecikmesine yol açtığı için kadınlar tarafından fark edilmez. Adet gecikmesinde ilk olarak akla gelmesi gereken şey ise gebeliktir. Adet gecikmesi fizyolojik olan bu durumlar dışında yumurtalıklarda gelişebilecek endometriozis kistleri, yumurtalıkların iyi ve kötü huylu tümörleri gibi patolojik kistik oluşumlarda da görülebilir.Bazı hormonal denge bozukluklarında ilk belirti adet gecikmesi şeklinde olabilir. Birkaç günlük gecikme normal kabul edilirken, daha uzun gecikmelerde gebelik yoksa, hormonal sorunların varlığı araştırılmalıdır.Kadınları endişelendiren durumlardan biri de adet gecikmesidir. Normal adet gören bir kadında sikluslar fizyolojik olarak 21-35 gün arasında değişir. Bir adet siklusunun 35 günden uzun sürmesi durumunda adet gecikmesinden bahsedilir. Adetlerin birkaç gün gecikmesi bir sorun olarak algılanmamalıdır. Bu grup hastalıklar çok çeşitlidir. En sık rastlananları ise polikistik over sendromu, tiroid bezi fonksiyon bozuklukları ve süt hormonu olarak bilinen prolaktin hormonu salgı bozukluklarıdır. Bu hormon bozuklukları arasında adet düzensizliklerine en sık yol açan durumu ise polikistik over sendromu oluşturur.

yorum (0) / Read More

/

KADIN DUDAKLARI

KADIN DUDAKLARI
Kıl ve deri altı dokusu bulunmaz. Ancak kan damarları ve sinirler açısından zengindir.Klitoris : Kadın cinsel organının üst bölümünde küçük dudakların bittiği yerde bulunur. Cinsel ilişki sırasında sertleşir ve duyarlılığı sağlar. Kızlık Zarı:Vajina girişinden hemen sonra bağ dokusu ve damarlardan oluşan ince bir zardır. Zarın ortası, adet kanamasının dışarı atılmasını sağlayacak biçimde açıktır. Ender olarak tümüyle kapalı olabilir. İlk cinsel ilişki sırasında zarda zedelenme ve açılma olur ve her zaman olmasada bir miktar kanama görülür. Ancak bazı zarlar ileri derecede esnek olur ve cinsel ilişkiye karşın kanamayabilir. Zar; bisiklete, ata binme, düşme ve benzeri durumlarda zedelenmez.Vajina (hazne): Rahim ile dış ortam arasındaki bağlantıyı sağlayan boru şeklinde, esneme yeteneği çok gelişmiş bir organdır. Cinsel ilişki bu bölgede olur. Doğumda bebek buradan geçerek dünyaya gelir, doğum sonrası çok hızlı bir biçimde eski halini alır.Rahim (uterus): Döllenme sonrası yumurtanın yerleştiği ve gebeliğin oluştuğu yerdir. Bebeğin anne karnındaki gelişimi burada olur. Kas ve bağ dokusundan oluşur. Normalde 8 cm. Uzunluğunda, 5 cm genişliğinde ve 2,5 cm kalınlığında tersine duran bir armuta benzeyen bu organ, gebelik sırasında bebeği, bebek eşini ve bebek çevresindeki sıvıyı içinde barındırıp, büyümesine izin verecek şekilde genişler ve tüm karın boşluğunu kaplar. Ergenlik yani buluğ çağının başlaması ile birlikte, her ay bunlardan bin kadarı döllenmek için yola çıkar, ancak çoğu kez bir tanesi olgunlaşır ve yumurtalık dışına çıkarılır. Atılan .Doğumdan sonra 6 hafta içinde yeniden gebelikten önceki şekil ve büyüklüğüne döner. Rahmin iç yüzü ince bir doku ile örtülüdür ve her ay çocuğun yerleşmesi için hormonların etkisiyle bu doku kalınlaşır, oluşacak gebeliğin en baştaki hali olan döllenmiş yumurta veya embriyonun yerleşmesi, sağlık ve güven içinde büyümesi için gerekli yataklığı yapar, besin maddelerini hazırlar. Büyük ve küçük dudaklar :Kadın üreme organının en belirgin kısmını oluştururlar. Her iki yanda birer tane olmak üzere yukarıdan aşağı uzanan, içlerinde bol miktarda ter ve yağ bezleri, kan damarları ve sinirler bulunan, iki deri kıvrımından oluşmuştur. Üst kısımları daha çok olmak üzere kıllarla örtülüdür. Eğer gebelik olmazsa adet kanaması şeklinde dışarı atılır.Tüpler : Rahmin iki yanından çıkarak yumurtalıklara doğru uzanan 8 - 10 cm uzunluğunda boru şeklinde kanallardır.bu yumurta tüp tarafından yakalanır. Daha ender olarak birden çok yumurtanın üretilmesi ve döllenmesiyle birbirinden farklı bebekler oluşturmak üzere çoğul gebelikler de oluşabilir. Buna en iyi örnek çift yumurta ikizleridir Görevi yumurtalıktan atılan yumurta hücresini yakalayıp, kendi içinde yumurtanın sperm tarafından döllenmesini sağlamak ve döllenmiş yumurtayı rahim içine taşımaktır.Yumurtalıklar: Rahmin her iki yanında yaklaşık 3.5x2x1 cm büyüklüğünde, üzeri girintili çıkıntılı iki organdır. İkisinin içinde döllenmemiş, gelişmeye hazır ortalama 400.000 – 500.000 yumurta vardır. Küçük dudaklar, büyük dudakların hemen altında vajina girişini çevreleyen yaprak biçiminde iki küçük deri kıvrımıdır.

yorum (0) / Read More

09 Şubat 2008 Cumartesi /

ADET BOZUKLUĞU VE SEBEPLERİ

ADET BOZUKLUĞU VE SEBEPLERİ
Rahimin içi bir yavrunun büyümesini sağlayacak biçimde kan ve dokularla astarlanır. Ancak gebelik meydana gelmez ise rahim artık bir işe yaramayacak olan bu astarı dışarı atar. Adet kanaması işte bu dışarı atim olayıdır.Ortalama olarak kadınlar her dört haftada bir adet görürler ve kanama 3-5 gün sürer. Ancak her kadın bu ortalamaya girmez. Bazı kadınlarda kanama 3 haftada bir ve bazı kadınlarda da 35 günde bir meydana gelir. Bunlar da normaldir.Adet kanaması nedir ?kadın rahmi her ay sanki gebe kalacakmış gibi hazırlığa girişir.
Adet kanaması her zaman sancılı mı olur ?Adet kanaması sırasında bir miktar sancı ve kramp normal olabilir, ancak aşırı sancı normal değildir. Adet görmemek ne demektir ?Gebelik ilk akla gelen nedendir, ancak başka nedenler de olabilir. Yeni adet görmeye başlayan ergenlik çağındaki kızların adetleri düzensiz olabilir. Bazen stres veya seyahat nedeni ile meydana gelen hormonal dengesizlik normal adet devresini geçici olarak etkiler.
Yataktan çıkamayacak, okula veya işe gidemeyecek kadar sancınız varsa doktora gidin. Sancılı ve ağır kanamalı adet gören, cinsel ilişki sırasında veya büyük aptes yaparken sancılanan kadınlarda çok yaygın bir hastalık olan endometriosis olabilir. Bu; rahim zari veya adet kanından gelen parçaların karin boşluğuna kaçarak başka organlar üzerinde bulunmasıdır. hastalık genç kızlarda veya her yaştaki bayanlarda görülebilir. Bu hastalık ayrıca kısırlığın da yaygın bir nedenidir.Doğum kontrol hapını bırakmak da 1-2 ay adet görmemeye neden olabilir. 3-5 ay adet görmeyen kadınlarda yumurta üretimi durmuş demektir ve kısırlık sorunları olabilir. Tanı için doktora gidin.Kanama neden normalden daha fazla olur ?Tampon veya pedinizi her iki saatte bir değiştirmek zorunda kalıyorsanız, ağır kanamalı bir adet görüyorsunuz demektir. Nedeler arasında endometriosis, kanser olmayan tümörler veya doğum kontrol için takılan rahim içi araç sayılabilir.En az emici yani normal reguler veya mini tamponlar yeterlidir. belirtileri arasında ani ateşlenme, kas ağrısı, baş ağrısı gibi grip benzeri belirtilerin yani sıra baş dönmesi, kusma ve ishal bulunmaktadır. Bu belirtileri görür görmez hemen tamponu çıkarın ve doktora baş vurun. Bunların dışında her iki (2) yılda bir PAP Testi yaptırarak rahim ağzı kanserine karşı kendinizi koruyun
Gününden geç gelen ağır kanamalı bir adet, çocuk düşürme belirtisi olabilir. aşırı kanama verdiği sıkıntı yanında kansızlığa da neden olabilir.Tampon kullanmak Toksik Şok Sendromuna neden olabilir mi ? çok nadir görülen bir hastalıktır ancak ciddi bir enfeksiyondur ve gerekli önlemler bilinmelidir. tampon kullanmak neden olmaz, ancak kullanılan tamponda bulunabilen bir mikrop neden olur. Tampon kullanıyorsanız uzun sure kullanmayın ve 3-4 saatte bir değiştirin ve geceleri kullanmayın. riski süper veya kuvvetli emici tamponları kullanmakla artar.

yorum (0) / Read More

/

ADET KANAMASI NEDEN OLUR ?

ADET KANAMASI NEDEN OLUR ?
Progesteron endometrium adı verilen rahmin iç tabakasının kalınlığını arttırır. Premenstrual sendroma da neden olan bu hormon duygusal değişikliklere ve ciltte bozukluklara neden olur.21–28.Gün; Progesteron ve östrojen yüksekliği devam eder. Bunlar göğüslerde ağrı ve hassasiyete, vücutta şişliğe, belli gıdalara karşı aşırı istek duyulmasına neden olur. Tuzlu gıdalar yendiğinde şişlik artar. Yumurta döllenmediği zaman gebelik oluşmaz, progesteron ve östrojen düzeyi azalır ve adet kanaması başlar Hipofiz bezine gönderilen sinyaller ile FSH adı verilen hormon salınır, bu hormon yumurtalıklardan östrojen üretimini uyarır.1. Gün; Adet kanaması başlar. Miktarı önemli olmamakla birlikte kanamanın başladığı ilk gün siklusun 1. günü olarak sayılır. Kanama genellikle 28 günde bir görülür. Bu dönemde yumurtalıklardan salınan yumurta döllenmediği taktirde rahmin iç tabakası ile beraber atılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün sancılı geçebilir.2– 5. Gün; Kanama giderek azalır.6. Gün; Kanama durur, bu arada yumurtalıktaki folikül adı verilen kese içinde bulunan yumurta büyümeye devam eder.7–12. Gün; Yumurtayı içinde bulunduran kesecik büyür ve östrojen üretimi devam eder. Rahmin iç tabakası giderek kalınlaşır.13–14.Gün; Ovulasyon (yumurtlama), olgunluğa erişen yumurtanın yumurtalıklardan salınmasıdır. Bu dönemde cinsel ilişkide bulunulursa gebelik gerçekleşebilir. Yumurtlamanın gerçekleştiği günlerde karnın alt kısmında ve kasıklarda hafif ağrı olabilir. Çok az kanamanın da görülebildiği bu günlerde vücut ısısı artar.Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılar, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salınmasını sağlar. Adet siklusu bu hormonlar tarafından düzenlenir. Kız çocukları doğduğunda yumurtalıklarında 400.000 civarında yumurta vardır. Doğumdan ergenlik dönemine dek geçen sürede yumurtaların bir kısmı dejenere olur. Ergenlik ile birlikte her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır. İlk adet kanamasına menarş denir. Adet kanaması 9-16 yaşları arasında başlar. 1–14.Gün; Bu günler siklusun östrojen fazı olarak da adlandırılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün östrojen en düşük düzeydedir.15–28. Gün; Adet siklusunun ikinci yarısında yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır. Progesteronun etkisi ile rahmin iç tabakası kalınlaşarak gebeliğe hazırlanır. 15–18.Gün; Yumurtalıklardan salınan yumurta tüpler aracılığı ile rahme gelir. Bu arada östrojen düzeyi düşmeye başlar ve yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır.19–20.Gün; Rahim gebeliğe hazırdır. .

yorum (0) / Read More

/

KADINLIK HORMONU

KADINLIK HORMONU
Gelişen bu yumurta hücresi estrojen hormonu salgılar. Estrojenin kanda yükselmesi, folükülü uyarıcı hormonun düşmesine neden olur.Luteinize edici hormon:Folükül uyarıcı hormon ile birlikte yumurtlamayı sağlar. Yumurtlamadan hemen önceki günde luteinize edici hormon salgısı artar. Progesteronun kanda yükselmesi luteinize edici hormonun düşmesine neden olur.Yumurtlama olduktan sonra fazla miktarda salgılanmaya başlar.Adet kanamasından itibaren salgılanmaya başlar. Yumurtlama zamanında en yüksek düzeye ulaşır.Rahmin, tüplerin, haznenin ve dış üreme organlarının ergenlik döneminde gelişmesini sağlar.Tüplerin hareketini arttırarak yumurtaların rahime taşınmasını sağlar.Rahmin iç tabakasının kalınlaşmasını ve olası bir gebeliğe karşı hazırlanmasını sağlar.Gebelikte, rahmin tabakasının yıkılmasını önleyerek gebeliğin devamını sağlar.Vücut ısısını yükseltir.Rahim kaslarının gevşemesini sağlar.Yumurtalıklardan salgılanan estrojen ve progesteron hormonları beyinde yer alan ve hipofiz adı verilen bir salgı bezinin salgıladığı hormonlar ile etkileşerek salgılanırlar. Hipofizden salgılanan ve yumurtalık hormonlarını etkileyen hormonlara, folikül uyarıcı hormon ve Luteinize edici hormon adı verilir.Rahim kaslarının kasılmasını sağlar.Folikül uyarıcı hormon:Her ay yumurtalıklardan, içinde yumurta hücresini de barındıran bir folikülün, yumurtlama yapabilecek bir kapasiteye kadar gelişmesini sağlar.

yorum (0) / Read More

/

KADIN ÜREME ORGANLARI

KADIN ÜREME ORGANLARI
Kızlık Zarı:Vajina girişinden hemen sonra bağ dokusu ve damarlardan oluşan ince bir zardır. Zarın ortası, adet kanamasının dışarı atılmasını sağlayacak biçimde açıktır. Ender olarak tümüyle kapalı olabilir. İlk cinsel ilişki sırasında zarda zedelenme ve açılma olur ve her zaman olmasada bir miktar kanama görülür. Ancak bazı zarlar ileri derecede esnek olur ve cinsel ilişkiye karşın kanamayabilir. Zar; bisiklete, ata binme, düşme ve benzeri durumlarda zedelenmez.Vajina (hazne): Rahim ile dış ortam arasındaki bağlantıyı sağlayan boru şeklinde, esneme yeteneği çok gelişmiş bir organdır. Cinsel ilişki bu bölgede olur. Doğumda bebek buradan geçerek dünyaya gelir, doğum sonrası çok hızlı bir biçimde eski halini alır.Kadın üreme organının en belirgin kısmını oluştururlar. Her iki yanda birer tane olmak üzere yukarıdan aşağı uzanan, içlerinde bol miktarda ter ve yağ bezleri, kan damarları ve sinirler bulunan, iki deri kıvrımından oluşmuştur. Üst kısımları daha çok olmak üzere kıllarla örtülüdür.Küçük dudaklar, büyük dudakların hemen altında vajina girişini çevreleyen yaprak biçiminde iki küçük deri kıvrımıdır. Kıl ve deri altı dokusu bulunmaz. Ancak kan damarları ve sinirler açısından zengindir.Klitoris : Kadın cinsel organının üst bölümünde küçük dudakların bittiği yerde bulunur. Cinsel ilişki sırasında sertleşir ve duyarlılığı sağlar.Tüpler : Rahmin iki yanından çıkarak yumurtalıklara doğru uzanan 8 - 10 cm uzunluğunda boru şeklinde kanallardır. Görevi yumurtalıktan atılan yumurta hücresini yakalayıp, kendi içinde yumurtanın sperm tarafından döllenmesini sağlamak ve döllenmiş yumurtayı rahim içine taşımaktır.Yumurtalıklar: Rahmin her iki yanında yaklaşık 3.5x2x1 cm büyüklüğünde, üzeri girintili çıkıntılı iki organdır. İkisinin içinde döllenmemiş, gelişmeye hazır ortalama Binlerce yumurta vardır. Ergenlik yani buluğ çağının başlaması ile birlikte, her ay bunlardan bin kadarı döllenmek için yola çıkar, ancak çoğu kez bir tanesi olgunlaşır ve yumurtalık dışına çıkarılır. Atılan bu yumurta tüp tarafından yakalanır. Daha ender olarak birden çok yumurtanın üretilmesi ve döllenmesiyle birbirinden farklı bebekler oluşturmak üzere çoğul gebelikler de oluşabilir. Buna en iyi örnek çift yumurta ikizleridir.
Rahim (uterus): Döllenme sonrası yumurtanın yerleştiği ve gebeliğin oluştuğu yerdir. Bebeğin anne karnındaki gelişimi burada olur. Kas ve bağ dokusundan oluşur. Normalde 8 cm. Uzunluğunda, 5 cm genişliğinde ve 2,5 cm kalınlığında tersine duran bir armuta benzeyen bu organ, gebelik sırasında bebeği, bebek eşini ve bebek çevresindeki sıvıyı içinde barındırıp, büyümesine izin verecek şekilde genişler ve tüm karın boşluğunu kaplar. Doğumdan sonra 6 hafta içinde yeniden gebelikten önceki şekil ve büyüklüğüne döner. Rahmin iç yüzü ince bir doku ile örtülüdür ve her ay çocuğun yerleşmesi için hormonların etkisiyle bu doku kalınlaşır, oluşacak gebeliğin en baştaki hali olan döllenmiş yumurta veya embriyonun yerleşmesi, sağlık ve güven içinde büyümesi için gerekli yataklığı yapar, besin maddelerini hazırlar. Eğer gebelik olmazsa adet kanaması şeklinde dışarı atılır.

yorum (0) / Read More

/

ENDOMETRİAL POLİPLERİN TEDAVİSİ

ENDOMETRİAL POLİPLERİN(Siğillerin)SEBEPLERİ VE TEDAVİSİ
Endometrial poliplerin görülme sıklığı konusunda net bir sayı vermek mümkün değildir ancak çok sık görüldüğü söylenebilir. Bazı çalışmalarda kadınların %50'sinde polip saptandığı ileri sürülmektedir.Genel kanı görülme sıklığının %10 civarında olduğudur.Öte yandan menopoz sonrası kanama sorunu yaşayan kadınların yaklaşık %7'sinde altta yatan neden iyi huylu bir poliptir.Har yaştaki kadınlarda görülebilmekle birlikte en sık 39-50 yaş grubunda rastlanır.Polipler genellikle rahimin tepe kısmında yerleşirler. Sıklıkla te olmakla birlikte bazen birden fazla polip görülebilir
Meme kanseri nedeni ile tamoksifen tedavisi alanlarda da endometrial poliplere sık rastlanır. Bazı çalışmalarda polipler ile genetik patolojilerin ilgili olabileceği ileri sürülmektedir. Ancak daha çok yeni olan bu konu hakkında bir fikre varabilmek için detaylı çalışmalara gerek duyulmaktadır.Endometrial polipler ile sigara kullanımı, doğum kontrol hapı kullanımı ve yapılan doğum sayısı arasında bir ilişki yoktur.Polipler küçük ve çoğu zaman iyi huylu küçük tümoral oluşumlardır. Polipe yol açan faktörlerin neler olduğu bilinmemektedir. Ancak polip varlığı ile birlikte genelde endometrial hiperplazi de birarada görüldüğünden fazla östrojen aktivitesinin bu duruma yol açabileceği düşünülmektedir
Vücutta rahim ağzı, rahimin içi (endometrium), ses telleri ve barsaklar gibi pekçok değişik bölgede görülebilir.Endometrial polip rahimin içini döşeyen zar tabakasından köken alır. Bu dokunun bazı bölümleri normalden fazla büyüyerek rahim boşluğuna doğru itildiğinde polip ortaya çıkar. İtilmiş olan bu doku endometrium ile bağlantısını kaybetmez. Eğer bu bağlantı çok ince ise buna saplı polip adı verilir. Bazı durumlarda ise endometrium ile polip arasındaki bağlantı daha geniş bir alana yayılır ve geniş tabanlı polipler ortaya çıkar. Saplı polipler zaman içinde rahim ağzından dışarıya doğru sarkabilirler
Şekil ve işlevsel özellikleri bakımından polipler gruplara ayrılır:1) Hiperplastik polipler: Östrojene bağımlıdırlar ve endometrial hiperplaziye benzer özellik gösterirler.2) Fonksiyonel polipler: Etrafındaki endometriuma benzer salgı hücreleri içerirler.3) Adenomimatöz polipler: Bir miktar kas dokusu da içerirler.4) Atrofik polipler. Hiperplastik ya da fonskiyonel polipin zaman içinde özelliğini kaybederek büzüşmesi (atrofi) sonucu oluşurlar5) Pseudopolipler. Yalancı polipler. Genelde 1 santimetreden daha küçük yapılardır, adet siklusunun ikinci döneminde ortaya çıkıp adet kanaması ile birlikte kaybolurlar.Poliplerin çoğu herhangi bir bulguı vermez ve başka bir nedenle yapılan incelemeler sırasında ya da rahim ameliyatları sonrasında patolojik incelemede fark edilirler.En sık karşılaşılan yakınma kanama bozukluklarıdır. Adet kanamalarının fazla olması ya da iki adet kanaması arasında görülen lekelenme tarzında kanamalar polipin belirtisi olabilir. Benzer şekilde menopoz sonrası görülen kanamaların da altında yatan sebep endometrial polip olabilir. Bazı kadınlarda ise adet kanamasını takip eden günlerde kahverengi bir akıntı ile kendini belli edebilir.Rahim ağzından dışarıya sarkan poliplerde ilişki sonrası kanama ya da ağrı da görülebilecek olan yakınmalar arasındadır. Dışarıya sarkan polip varlığında bunun rahim ağzından köken alan bir polip mi (servikal polip) yoksa gerçek bir endometrial polip mi olduğu anlaşılamayabilir.Endometrial polip ile kısırlık ve tekrarlayan düşükler arasındaki ilişki tartışmalı olmakla birlikte genelde kısırlığa neden olduğu kabul edilmektedir. Eğer embryo polip üzerine yerleşirse normal gelişimini sürdüremeyebilir. Polip dışında normal endometrial alana yerleştiğinde de rahim içinde yer kaplayan bu lezyon gebeliğin sağlıklı bir şekilde devamına engel olabilir. Yapılan bir çalışmada kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin yaklaşık %24'ünde endometrial polibe rastlandığı bildirilmiştir.Polip saptandığında cerrahi olarak alınmasının birkaç nedeni vardır:1. Tanıyı kesinleştirmek. Kanama bozukluğunun polip dışında başka bir nedene bağlı olmadığını göstermek için. Örneğin beraberinde tıbbi tedavi gerektiren endometrial hiperplazi olmadığının gösterilmesi için.2. Kanseri ekarte etmek.Menopoz sonrası kadınlarda kanama olduğunda ilk akla gelecek patoloji rahim kanseridir. Bu nedenle menopoz sonrası kadınlarda kanama varlığında polip saptandığında altta yatan bir kanser olmadığını dokümente etmek için polip mutlaka alınmalı ve patolojik incelemeye gönderilmelidir. Menopoz sonrası kadınlarda poliple beraber endometrial kanser görülme olasılığı %10-34 arasında değişmektedir.3. Kanamayı durdurmak. Polipe bağlı kanamayı durdurmanın en garantili yolu nedeni yani polibi ortadan kaldırmaktır.4. Üreme potansiyelini arttırmak. Hem kendiliğinden olan hamileliklerde hem de tüp bebek tedavileri öncesinde polip saptandığında gebelik şansını arttırmak için polipektomi yapılmalıdır. Yapılan bir araştırmada 2 santimetreden küçük poliplerin tüp bebek tedavilerinde gebelik şansını azaltmadığı ancak oluşan gebeliğin düşükle sonuçlanma riskinde bir artışa neden olduğu gösterilmiştir. 2002 yılında yapılan başka bir çalışmada ise poliplerin rahim içinde glycodelin adlı bir maddenin artmasına yol açtığı ve bu durumun hem yumurtanın döllenmesini hem de embryonun rahime tutunmasını olumsuz yönde etkileyebileceği gösterilmiştir.
Poliplerin kanserleşme olasılığı son derece düşüktür.Endometrial poliplerin tanısında pekçok yöntem kullanılabilir.Histerosalpingografi büyük poliplerin saptanmasında yardımcı olabilir ancak küçük polipler gözden kaçabileceği için tanıda yeri çok fazla değildir.Polip tanısı büyük oranda transvajinal ultrasonografi ile konur. Ancak yalancı polipler ile karışabilir. Rutin ultrason incelemesi yerine rahim iç boşluğunu daha iyi gösteren sulu ultrasonografi (sonohisterografi) polip tanısında en etkili yöntemlerden birisidir. Rutin transvajinal ultrasonografinin polipleri saptamadaki duyarlılığı %66 iken sonohisterografinin duyarlılığı %100'dür.Polip tanısında altın standart histeroskopidir. Direkt olarak gözle görülen polip aynı anda alınarak tedavisi de gerçekleştirilmiş olur.Anormal vajinal kanamanın durdurulması için yapılan kürtaj sorası patolojik inceleme de konulan polip tanısı azımsanamayacak miktardadır.Radyolojik incelemelerden bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile de rahim içindeki polip gösterilebilir.Poliplerin büyük kısmı herhangi bir yakınmaya neden olmaz. Ancak polip fark edildiğinde cerrahi olarak alınmalıdır. Bu işleme polipektomi adı verilir.Geçmişte polip tedavisinde en sık başvurulan yöntem kürtajdır. Ancak kitle çok oynak olabildiğinden kürtaj sırasında alınamama olasılığı yüksektir. Bu nedenle modern jinekolojide polibin tedavisi histeroskopi ile alınmasıdır. İşem muayenehane şartlarında ağrısız bir şekilde yapılabilir. Ofis histeroskopi adı verilen bu girişimi tolere edemeyen hastalarda ise genel anestezi altında operatif histeroskopi uygulanır. Operasyon son derece kısa olup hastanın hastanede yatması gerekmez ve 1-2 saat içinde normal yaşantısına dönebilir.

yorum (0) / Read More

/

RAHİM AĞZI KANSERİ VE TEDAVİSİ

RAHİM AĞZI KANSERİ VE TEDAVİSİ
Tüm rahim ağzı kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 80'i gelişmekte olan ülkelerde meydana gelmektedir. Küresel olarak, her yıl yaklaşık binlerce kadına tanı koyulmakta ve binlerce kadın bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir.Rahim ağzı kanseri, uterusun (rahim) üst kısmı ile vajinayı birbirine bağlayan konik biçimli serviks (rahim ağzı) bölgesinde ortaya çıkar. Rahim ağzı kanseri, HPV infeksiyonuna yanıt olarak serviks duvarında anormal hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya başlamasıyla gelişmeye başlar.
Tüm dünyada rahim ağzı kanseri kadınlarda görülen en yaygın ikinci kanser türüdür. Kadınlarda kanserden kaynaklı ölümlerde ikinci sırada yer alır. Anormal servikal hücreler bir araya gelerek tümör adı verilen bir kitle oluşturabilir. Benign (iyi huylu) tümörler yayılmaz ve genelde zararsızdır. Malign (kötü huylu) tümörler ise bulundukları yerden yayılarak hayati tehlike oluşturan kansere dönüşürler. . Klinik çalışmalar, bu aşının, önceden ilgili HPV tiplerine maruz kalmayan kadınlarda HPV 16 ve 18'e bağlı rahim ağzı kanserinin % 100'ünü önlediğini kanıtlamıştır.Bu yeni aşı, ABD ve Avrupa'ya ek olarak Meksika, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve Brezilya gibi dünyada birçok ülkede onaylanmıştır. Türkiye'de de ruhsat için başvuru yapılmış ve ruhsat onayı 15.Ocak.2007 tarihinde TC Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiştir.Aşının uygulanması çok basit olup koldan enjeksiyon şeklindedir. 0, 2 ve 6. ay şemasına göre uygulanmaktadır. İlk üretiminde 9-26 arası yaş grubunu hedeflemekte iken yeni yapılan çalışmalar doğrultusunda 45 yaşına kadar uygulanabilmektedir. Şu anda bazı özel sigorta kurumları harici herhangi bir sağlık güvence kurumu tarafından ödenmemektedir. Ancak aşının önümüzdeki 10 yıl içinde sağlık bakanlığının hazırlamış olduğu aşı takvimine girmesi bekleniyor.
Rahim ağzı kanseri servikal kanser veya serviks kanseri olarak da bilinir. Hemen hemen tüm rahim ağzı kanserleri, human papillomavirüs (HPV) tiplerinin birinden kaynaklanır. Dünya çapında yaygın bir virüs olan HPV'nin pek çok tipi belirlenmiştir; ancak rahim ağzı kanseri vakalarının üçte ikisinden fazlasında yüksek riskli HPV tip 16 ve 18 saptanmıştır.Bir doktor muayenehanesinde ya da bir klinikte yapılabilen basit bir test olan Pap testi (Pap smear de denir) ile anormal ya da kanseröz servikal hücreler tespit edilebilir. Pap testi, servikal değişimleri kansere dönüşmeden önce tespit edebilmektedir, 1950'lerde yaygın şekilde kullanılmaya başlamasıyla rahim ağzı kanserinden kaynaklanan ölümlerin belirgin şekilde azalmasını sağlayan güvenilir bir testtir. 1950 -1970 yılları arasında ABD'de rahim ağzı kanserinden kaynaklanan ölümler yüzde 70 oranında azalmıştır. Ancak bu oran zaman içinde yetersiz görüldüğünden rahim ağzı kanserini ve genital siğilleri önleyecek aşıyı geliştirmek amacıyla 1990'lı yılların başından itibaren çalışmalara başladı. Yaklaşık 15 yıl süren araştırmaların sonunda bu aşı, HPV tip 6,11,16 ve 18'in neden olduğu rahim ağzı kanserini ve genital siğilleri önleyen ilk ve tek aşı olarak onaylandı.

yorum (0) / Read More